Rasulullah (s)’ın takip ettiği vahyin yolundan gitmek, her Müslüman’a farzdır, Bütün Müslümanlar bilir ki, Rasullah’ın ahlakı Kur’an-dı, onun yaşantısı ve onun davet ettiği Allah’ın emirleriydi. Bizlerde; Yaz-kış, gece-gündüz demeden, kolaylıklara ve zorluklara aldırış etmeden, Rehavete kapılmadan, Tevhidi bir yaşam uğrunda Allah’ın razı olduğu kullardan olmak için, başarılarımızın önceliği, sorumluluklarımız da ki fedakarlıklara bağlıdır. Rasulullah (s), kendisine gelen bütün emirleri, her ayeti ve her sureyi insanlara ulaştırma çabasındaydı, kulluk görevinin farkında olabilmek işte budur, bitmeyen azmin kaynağı elbette cennet özleminin verdiği mutluluktur.
Bir kişiyi Kur’an ile buluşturmak, namaza başlatmak, Allah’ın elçilerini tanıtmak, anlatılmaz bir heyecan ve mutluluk veriyor insana, hangi engeller aşılmaz ki,,, İşte bu düşünce ve gayretle Konya’nın muhtelif mekanlarını belirli aralıklarla ziyaret ediyorum, her ziyaretim yeni insanlarla tanışmama vesile oluyor,,,
Muhatap olduğum ve yeni tanıştığım insanlarla konuşmalarım nereden ve nasıl başlarsa başlasın, bir şekilde, bir yolunu bulup konuyu İslam’a bağlıyorum, sonra konuşmalarımızın gündem maddesi Allah’ın kelamı oluyor, ve Muhatabım, ister-istemez Yaratılış gayesinin sebebini düşünüp, kendini sorgulamaya başlıyor… Olması gereken bu değil mi? Burası imtihan dünyası değil mi? Bizlerin konuşmaları, Allah’ın emirlerine uymuyorsa, o sözler boş ve faydasız değil mi?, Allah’ın kelamıyla süslenmeyen o Mekanlar değersiz ve anlamsız değil mi? Allah’ın kelamını barındırmayan yürekler, insana ağır bir yük olmuyor mu? Bunun gibi birçok soruyu sorabiliriz, yeter ki sorunun cevabında samimiyet olsun… İşte şimdi sürekli ziyaret ettiğim Mekanlar dan birine giriyorum, Bugün tatil günü olduğundan çay ocağı kalabalık, Kapıdan içeriye girer-girmez bazı gençler beni görünce hoş geldin hocam diye tek-tek tokalaşıyorlar. Masalardan birine davet ettiler oturduk, oturduğumuz masaya bir masayı da sürükleyerek birleştirdiler, iki masanın etrafındaki sandalyelerin sayıları artarak masamızın çevresi hemen doldu, başımızda duranları da düşünürsek, bugün bir hayli ilgi var, Bugünkü farklılığın sebebi belki biraz sonra ortaya çıkacaktı… Aşırı sevgiyle alakalı ilgilerden daima rahatsız olmuşumdur, ne zaman sohbet gurubumuzda, aşırı derecede sevgi artıyorsa, oradan hep kaçmışımdır-kaçınmışımdır. Çünkü şahsa yapılan her türlü aşırı derecedeki sevgi ve ilgi olduğunda, asıl verilmek istenilen mesaj unutuluyor, böylece anlatılanlar değil, kişiler ön plana çıkıyor, böyle bir ortamda kişilerin kişilikleri ve davranışları gündem oluşturuyor, sadece kişiler konuşulur, kişilerin marifetleri anlatılır, bundan sonra varsa-yoksa o kişiler vardır. Halbuki yaratıcı varken, yaratılan gündem olmamalı, Allah’ın sözleri varken başkalarının sözleri gündemde kalmamalı, Bu dinin yegane tek sahibi Alemlerin Rabbı olan Allah’tır. Yedi kat semadan gelen vahyi en güzel yaşayan Rasulullah (s) varken, bizim gibi insanlar, ön planda olmamalı diye düşünür ve buna inanırım… Bana karşı sevgi ve saygısını gösterenler olduğu gibi, ters davranan, tuhaf karşılayan, hatta beni görünce yolunu değiştiren insanları anlayışla karşılıyorum, Onlarda benim bildiklerimi bilseler bu halde olmayacaklardı, Ama hidayet herkese nasip olmuyor. Kovalanmadığım sürece her yere giderim, her kişi ile konuşurum, gerçi kovalasalar bile neden bir daha ayaklarına gitmeyim,,, Şimdi bu çay ocağındaki ilginin sebebi nedir?, Başka zaman olsa dini konularda samimi olmayan buradaki bazı gençler, birden-bire beni görünce ilgi göstermelerinin birinci alameti ortaya çıkmaya başladı galiba; Karşıma oturttukları genci işaret edenlerden biri; -Hocam bu arkadaşımızı tanıyor musunuz?, dedi. Gösterdikleri arkadaşa bakarak tanımadığımı söyledim. -Hocam sen bu arkadaşı nasıl tanımazsın? -Gerçekten tanımıyorum, dedim. -Hocam iyice bak, belki bir yerden tanırsın!,,, Gözlerimi iyice gererek, birazda esprili bir şekilde; -İyice baktım ama tanımıyorum, dedim.
-Hocam bu arkadaşımız dünya birincisi,,, diye söylerken sanki megafonla bağırıyordu. Gayet yavaş bir şekilde; -Neyin birincisi? dedim. -Hocam arkadaşımız hafız, Kur’an okumada dünya birincisi, -Maşaallah, ne kadar güzel, demek ki arkadaşınız dünyanın bir-incisi,,, Masanın etrafında oturan gençlerden bazıları, -Hocam bizlere anlattıklarını bu hafız arkadaşımıza da anlat, neyi istersen sor? Dediklerin de benim açımdan konu anlaşılmıştı. Ara-sıra ısrarla geldiğim bu yerde anlattığım hakikatleri kabullenemeyen ama itirazda etmeyenler, şimdi arkadaşlarına güvenip, bir özgüven patlaması yaşıyorlardı, Kendilerince yaşadıkları onca mağlubiyetin, galibiyetini yaşamak için önlerinde çok büyük bir fırsat vardı. Hal bu ki anlattığım hakikatler, kulluk görevlerimizden oluşan, Allah’ın emir ve yasaklarıydı, yani cenneti kazanmaları için mutlak yapılması gereken amellerin başında, şirkten korunmanın, tevhide sarılmanın öğretilerinden başka bir şey değildi. Ama bu gençlerin İslam ile, tevhid ile alakaları olmadığı halde, bedava cennet hayaliyle büyük bir aldanış içerisinde kaybolup gidiyorlar, Sanki her şey onlar için oyun ve eğlenceden ibaret. Dünya birinci olarak karşıma oturttukları genç arkadaş, bana göre hafız olduğu için, Dünyanın birincisi değil, ‘’Dünyanın bir-incisidir. Çünkü sorumlu olduğu vahyi muhafaza etme görevini üstlenmiş ve korumakla yükümlü olduğu Rasulullah’ın mirasına talip olmuştur, Bir ‘’inci’’ gibi en değerli, en şerefli olana, en güzel şekilde muhafızlığı kabullenmişti… Gençler kendi arasında kaş-göz işareti yaparak; -Eee Hocam bize anlattıklarını bu arkadaşımıza anlat da, Bakalım arkadaşımız ne diyecek,,, (göreceksin senin hakkından nasıl gelecek der gibi konuşuyorlar) Aslında buraya her gelişimde anlattıklarım belli-başlı konulardı, Allahın kelamı ve Rasulullah (s)’ın sözlerinden başka sözler değildi, Şimdi konuyu fazla uzatmadan, meraklı bakışların dikkati dağılmadan, hemen konuya girdim. Dedim ki; -Bu arkadaşların İslami bir yaşantıdan uzak olması, beni derinden yaralıyor, özetçe söylemek gerekirse, İnsanlar için belirlenmiş iki yol vardır, biri cennetin yolu, diğeri cehennemin yolu, Bir insan Kur’an okur, namazını ikame eder, elinden geldiğince İslam’ı yaşamaya çalışırsa, o kişi cennet yolundadır, Cennetlik amellerle cennete gidiyor, demektir. Bir insan batıl da ise, İslam ile alakası yoksa, Kur’anın öğretilerinden uzaksa, Rasulullah’ı örnek almıyorsa, yani inandığı Allah hayatına karışmıyorsa, o kişinin yolu da cehennem yoludur, yani cehenneme doğru gidiyor demektir… Şimdi bu anlattıklarım arasında kafanıza yatmayan veya anlaşılmayan bir şey var mı?,,,,,
Hafız arkadaş suskunluğunu bozarak; -Allah için anlattıklarınız doğru şeyler, bu söylediklerinize aynen katılıyorum, dedi. Biraz önce heyecanlı ve hararetli olan gençler gitmiş, ortalığı bir sessizlik kaplamıştı, Ortamı tatlandırmak ve bunu muhabbete döndürmek için, Hafız arkadaşa; -Haydi sesini güzelleştiren Kur’an dan bizlere Fatiha suresini oku da, dinleyelim. Arkasından açıklamasını söylersen, güzel bir ortam olur inşaALLAH, bu gençlerimizde, Rabbımız ne diyor? ne emrediyor? Allah bizden ne istiyor? öğrenirler, dedim.. Böyle bir istek de bulunma amacım, Fatiha suresinde Allah’a kulluğun hatırlatıldığı, sadece Allah’a ibadet edilmesi gerektiği ve sadece ondan yardım istenileceğini bir kez daha hatırlatmayı düşündüm. Hafız, yani Kur’an-a muhafız olan arkadaş; -Hocam Fatiha suresini okuyayım ama Fatiha suresinin mealini hiç bilmiyorum dedi. Şaşırmış bir hal üzerine -Cidden bilmiyor musun, dedim. -Hocam gerçekten hiç okumadım, diye söyledi. Galip gelme derdine düşmüş gençlerin hüsranlıkları bir kat daha arttı. Burada bulunan herkesi uyarmam gerektiğini düşünerek, Arkadaşlar; Bu din müslüman’ım diyen herkesin sahip çıkması gereken bir yaşam tarzı olmalıdır, buraya geliyorsam öncelikle kendim için geliyorum, Hayra ne kadar çok sebep olursam, cenneti daha çabuk kazanacağım, inşaAllah razı olunan kullardan olacağım. Hafız arkadaşa yönelerek, -Biraz önceki şahid olduğumuz bu durum sana hiç yakışmadı, arkadaşların haklı olarak seni gözlerinde çok büyütüyorlar ama bunun farkında değilsin, sana saygı ve sevgileri çok fazla, bundan sonra ilk işin baştan sona defalarca Kur’anın açıklamasını okumalısın, ezberlemek için gece-gündüz nasıl okudu isen, Kur’an-ın anlamını da o kadar çok okuyup yaşamalısın, bu gençlere örnek olmalısın, onları sen uyarmalısın ve en az bir tefsiri dikkatlice okuyup bitirmelisin, dedim. Hafız arkadaştan bunun sözünü aldım, Yaşadığım bu olay sonrasında bazı gençler Kur’an okumaya ve namaz kılmaya başladılar,,,
Takriben 9-10 yıl sonra bir arkadaş ile birlikte kurumsal bir firmada, halletmemiz gereken bir işle meşgulken, yanımıza bir görevli yaklaşarak, -Hocam, Müdürümüz sizinle görüşmek istiyor, Buyurmaz mısınız? dedi ve geniş bir masada oturan, firma müdürünün yanına bizi getirdi,,, Müdür; -Hocam lütfen oturun,,, çalışanlara seslenerek arkadaşlar buraya çay getirin. dedi,,, Sonra; -Hocam beni hatırladınız mı?,,, -İnan bugün çok koşturmam oldu, sima yabancı değil ama nerde gördüğümü hatırlamıyorum… -Hocam, ben Mahmut !!! Hani hocam çay ocağında konuşmuştuk,, -Tamam-tamam şu bizim dünya birincisi !,,, -Evet Hocam… -Mahmut ne yaptın? Sözünü tuttun mu? Kur’anın açıklamasını ve tefsirini okudun mu? -Elhamdulillah, bana sebep oldunuz, Tefsiri okudum, Kur’anın açıklamasını da okudum ve okumaya devam edeceğim, dedikten sonra, her zaman olduğu gibi Sözümün sonu ‘’Elhamdülillahi Rabbil alemin’’ demek oldu,,,,,
Seyyid Muhammed İsmail – Konya

