Kaç günlerdir Konya’nın ücra bir köyüne gitmek için niyet ettiğim halde, bazen zamanın şartlarından dolayı gitmek için müsait olmadı, bazen de zamanım olduğu halde, ekonomik şartlardan gidememiştim. Nihayet elime geçen ilk fırsatta gitmek için hayalini kurduğum köy yolundayım, beni buralara sürükleyen sebep, köyün kalabalık nüfusuna rağmen, cemaatin birkaç kişiden oluşmasından kaynaklanmaktadır. Çevre köylere göre neredeyse İslam adına en ufak bir yaşamın ve çabanın olmadığı bu yerde, din düşmanlığının ve küfür yaşamının hakim olduğu bir yer, köyün imamı ancak düğünlerde ve cenazelerde hatırlanıyor, Başka günlerde hocanın varlığı veya yokluğu hissedilmiyor. Allah’a kulluk görevleri hususunda sadece birkaç kişiden cemaat oluyorsa, burada bir şekilde sorunlar var demektir, bu sorunların ele alınıp çözüme kavuşması gerekiyor.
Mescid de toplanması gereken köylüler, iki kahvehanede toplanıyor, Birincisi yaşlıların bir araya geldiği, ikincisi gençlerin yoğun ilgi gösterdiği kahvehane var… İlk ziyaret ettiğim yer, ihtiyar heyetinin buluştuğu ve köylüler tarafından yaşlılar kahvehanesi diye isimlendirilen mekana giriyorum, herkes meraklı bakışlar içerisinde güler yüzle karşılıyorlar. Tanışma faslından sonra, onlara geliş sebebimi anlatıyorum ve izin isteyerek vakit kaybetmeden sohbete başladım, dakikalar geçtikçe, elhamdülillah dersimiz bereketli geçti, arada sorulan sorularla büyüklerimizin ilgi odağı daha çok arttı. Güzel geçmekte olan sohbeti bir saat sonra bitirmek zorunda kaldım, çünkü zaman hızlı ilerliyordu, titizlikle üzerinde durmam gerekenler gençlerimizdi, yani bu toplumun gelecekteki etkenleri olduğu için, gece yarısından önce gençlerin kahvesine gitmek için müsaade istedim. Yaşlılar kahvehanesinden çıkarak, şimdi Gençlerin kahvesine yaklaşırken, kahvehanenin dışarısı çok kalabalık ve geriden görünen kalabalığa yaklaştıkça küçük gruplar halinde ve kendi dünyalarında kaybolup gitmişlerdi. Gençlere selam veriyorum, selamı bile alan yok ,,,,,
Ve aleykum selam diyerek kendi selamımı alıyorum. Kahvehaneden içeriye girerken çok ağır bir koku rahatsız ediyor, belirli bir zamandan sonra bende bu kokuya alışıyorum. Kahve hanenin dışarısı gibi içerisi de çok kalabalık, bütün masaların çevresi fazlasıyla dolu, kapının giriş yerinin hemen karşısında, kahvehanenin sahibi aynı zamanda ocakçı başına yaklaştım. -Selamun Aleykum, dedim,,, Çaylarla meşgul olan kahvehane sahibi yaptığı işi bırakarak, selamın geldiği tarafa döndü, O an göz-göze geldik, -Ve aleykum selam, dedi. Karşısında yabancı olarak gördüğü beni, biraz süzdükten sonra, tekrar işine geri döndü. Belki de köylülerden birinin misafiri zannetmişti, Yanına biraz daha yaklaşarak, Konya’dan buraya niçin geldiğimi kısık bir sesle anlatmaya başladım, Anlattıklarımı dinledikten sonra, -Olmaz hocam!, dedi. -Neden olmasın? dedim. Yüzüme bile bakmadan -Sağ elinin tersiyle buradan gitmemi işaret etti,,,
-Hadi Hoca buradan gider misin?, illa bir şey anlatacaksan az ilerideki camiye gidin, dedi… Ben ise olduğum yerde duruyordum, istediğimi yapıncaya kadar gitmek istemiyorum, çünkü bu köye gelişim ilk ve son olabileceğini düşünerek, en güzel şekilde böyle bir imkanı değerlendirmem gerekirdi. Yarın ahrette bize neden anlatmadın, neden ısrar ederek uyarmadın diye yakama yapışacak olmalarına fırsat vermeden, bu işi ahirete bırakmadan, bugün bu yerde onlara ısrar etmeliydim. Emri bil maruf, nehyi anil münker, zamana ve ya şansa bırakılacak bir ibadet değildi. Kahvehane sahibinin kovalamasına aldırış etmeden, olumlu cevap almak için, sadece yarım saat izin vermesini istedim. Öfkeyle tekrar bana döndü, -Hocam şimdi sen, bu kahve ortamında dini sohbet yapacaksın öylemi? diye bağırdı… -Başımı sallayarak evet dedim. Beklemediği bu durum karşısında kahvehaneci öfkeyle konuşmaya devam ediyordu…
Belki onun için kabullenmesi zor bir durumdu, belkide sözle yapamadığını kaba-kuvvetle halledecekti, Sonuç ne olursa olsun, kahvehane sahibi suçluluk psikolojisiyle üste çıkma yolunu elinden geldiğince kullanıyor, Ve bu durum İnsanlarımızın hiç de alışık olmadığı bir davet metodu… Çünkü ömründe hiç tanımadığı biri tarafından, kumar oynanan, küfür sözlerin bol olduğu yerde sohbet yapılacak olması onun açısından kabullenilir gibi değildi. Şimdi, hayatı boyunca unutamayacağı bir olaya şahit… Karşısında asla taviz vermek istemediğim duruşumla, müsaade vermesi için sabırla ona bakıyorum,,, Öfkesi biraz daha artarak -Hocam şunlara bakar mısın? Bunlar seni dinlemezler,,, Allah-Allah çattık ya, dedi… İnatla öfkeyle kahve sahibi olmaz dedikçe,,,
-Neden olmasın, diye cevap veriyorum. -Hocam zahmet edip Taa Konya’dan gelmişsin, ama boşuna gelmişsin,, Şu gece vakti sen başımın belası mısın? (tekrar aynı şekilde, bir önceki lafını tekrarladı) -Hocam bunlar seni dinlemez, anlamıyor musunuz? dedi… Gayet kısık ses tonuyla, tane-tane konuşarak; -Sadece yarım saat izin versen, ne kaybedersin, eğer dinlemeyecek olurlarsa, benim sorunum söz veriyorum sohbeti hemen bırakırım, dedim. Çok öfkeli bir vaziyette yüzüme baktı, isteksiz bir şekilde, -Şimdi elimden bir kaza çıkacak, Tamam yaa anlatın, sanki bunlar seni dinleyecek, ne halin varsa gör, ben karışmıyorum, Ama Hocam yarım saati geçmesin, diye uyardı… İnanın o anki mutluluğumu anlatamam, dünyaları verseniz, bana verilen bu fırsatı asla değişmem. Vakit kaybetmeden kalabalık masalara döndüm, çok yüksek bir ses çıkacak şekilde iki elimin avuçlarını birkaç kere bir-birine vurduktan sonra, -Arkadaşlar diye bağırdım, Herkes bir anda neye uğradığına şaşırarak bakışlarını bana doğru çevirdiler. -Arkadaşlar sadece yarım saatinizi bana ayırmanız için, kahvehane sahibinden izin aldım. Şimdi sizlere Kur’an dan, sünnetten bazı bildiklerimi paylaşacağım, diye bir giriş yaptım ve hemen dersimize başladık. Kahve ortamında böyle bir şeye alışık olmayan gençler, birbirlerine bakarak böyle bir olayın şaşkınlıklarını bir müddet üzerlerinden atamadılar. Anlatılacak konu İslam ise; Dini değerlerin konuşulacağı yer cami olmalıydı, dinlemek-öğrenmek isteyenler camiye gitmeliydi. İslami değerlerden nasiplenmek istemeyenlerin gözünde ki Hoca, onların ayaklarına gelmiş ve hiç birinin kaçacak yeri ve mazeret olarak sunabilecekleri hiçbir sebepleri kalmamış olmasından dolayı, tuhaf davranışlar sergileyenler olmaya başladı, özellikle içlerinden biri şaşkınlığın vermiş olduğu ruh haliyle -Bu ne yaa dercesine gülmeye başladı… Ona bakarak -Burada komik bir şey varsa söyle de hep beraber gülelim, kendi başına gülmen biraz tuhaf kalıyor, aslında ağlanacak halimize gülüyoruz, dedikten sonra sustu ve ciddileşti. Sohbet yaparken karşımda duran herkesin duruşunu, tavrını ve ne kadar dikkatli olduğunu inceliyorum, bu arada, başka biri bütün bu yaşananlara rağmen, hiç bir şey yokmuş gibi, elindeki telefonla meşgul olmaya devam ederken,,, Ona seslenerek; -Telefonla oynayan arkadaş, şimdi en son sohbette ne söylediğimi biliyor musun?, dedim. Telefonu ile oynamakla meşgul olan genç, hiç beklemediği bu soru karşısında lakayt davranmayı bırakarak adeta dikkat kesildi,,, Tekrar ona hitaben, -Hey arkadaş sana söylüyorum, en son ne anlatmıştım, en son ne söylediğimi, söyler misin?. Bu olaydan sonra koskoca kahvehaneden ve onlarca gençten, ufak bir ses dahi çıkmıyordu. İşin önemine binaen kahvehanedeki herkes çok dikkatlice anlatılanları dinlemeye başladılar, dikkat ne demek sanki nefeslerini bile tutuyorlardı. Yarım saat boyunca bir tek ses çıkmadan dinlediler, Hatta kahveye yeni giren kim varsa, sessiz ortama ayak uydurarak sohbeti dinlediler. Kahve sahibinin verdiği yarım saatlik iznin sonunda herkese teşekkür ettim, kahve sahibine dönerek hani dinlemezlerdi, bak nasıl güzel dinlediler, dedim. Biran önce gitmemi bekleyen kahve sahibine teşekkür ederek, oradan ayrıldım…
15 gün sonra, 2. kez, tekrar yeniden aynı köydeyim, kahvehanenin dışarısı yine çok kalabalık, içerisi daha çok kalabalık, Kahvehane sahibi beni tekrar karşısında görünce, o anki halini anlatmak hiç de kolay olmasa gerek, bunu tarif etmem mümkün değil, Sadece dudaklarından şu sözler döküldü; -Hocam, yine mi sen? dedi… -Evet yine ben, dedim… -Niçin geldiğimi? sordu,,, Gayet rahat bir şekilde -Neden geldiği mi biliyorsun, dedim… -Sana izin vermeyeceğim, dedi. Onun gibi aynı ses tonuyla, -İzin verinceye kadar bekleyeceğim, dedim. Kahvehanede bulunan gençlerden bazıları, bizim konuşmalarımıza şahit olmaya başladı, Gayet kararlı bir şekilde tekrar; -Sadece yarım saat izin ver, dedim. Bizim konuşmalarımızı izleyen kahvedeki bazı gençlere baktı, birde bana baktı; -İyi tamam yarım saati geçmesin, dedi… Daha önceki yaptığım gibi yine yeniden, çok yüksek bir ses çıkacak bir şekilde iki elimin avuçlarını birkaç kere bir-birine vurduktan sonra, -Arkadaşlar diye bağırdım, Kahvede bulunan herkes, bir anda bakışlarını bana doğru çevirdiler. Orada bulunanlardan izin isteyerek daha önceki sohbetin devamı niteliğinde kaldığım yerden başladım. Anlattıklarımı baştan sona herkes dikkatlice dinledi, sohbet içinde artık ne gülen vardı, nede telefonla oynayan… Sohbetin bitiminde beni dinledikleri için herkese teşekkür ettim. Müsaade istedim, birkaç kişi -Hocam çayımızı içmez misiniz, dedi. inşaALLAH bir sonraki gelişimde içelim, dedim. Sohbetin devam edeceği mesajını da herkese vermiş oldum, ve oradan ayrıldım.
15 gün sonra, 3. kez tekrar yeniden aynı köydeyim ve nihayet biraz olsun istediğimi elde etmiş olmanın sevinciyle, kahvehaneye yaklaşırken, beni gören dışarıdaki gençler, birbirlerini uyarıyorlar, -Hoca geliyor -Hoca geliyor, diyorlar. Daha önce ilk gelişimi fark etmeyen, hatta selamımı almayan gençler, -Hoş geldin hocam, -Hoş geldin hocam diyerek, benimle beraber kahve haneye giriyorlar. Yine-yeniden tekrar karşısında beni gören kahvehane sahibi yarı-isteksiz bir şekilde buyurun hocam, diyor. Geldiğimi gören kahve hanedeki herkes, sessizliğe bürünüyor, Sohbetim, öncekinin devamı niteliğinde ve kaldığım yerden devam ediyorum. İstediğim olgunluğa gelmekte olan sohbet ortamında, Üç ders boyunca herkes dinleyici olarak, kalitesindeki güzelliğini artırdığına göre, Şimdi; Konya’da ki sohbetlerdeki, en doğal halimi sergiliyorum. Yani yeri gelince onlara şakalar yapıyor, yeri gelince güldürüyorum, bazen de soru-cevap şeklinde ilgilerini artırıyorum, Bazen de sürpriz hediyeler ve kitaplar getiriyordum. O günkü Sohbetimiz bitince, -Üç ders de beni sabırla dinlediğiniz için buradaki herkese çaylar benden, dedim. Birçok kişi yerinden kalkarak, -Olur mu Hocam?, çaylar bizden sen bizim misafirimizsin, diye itirazda bulunuyorlar. Ben ise onlara ikram etmek istediğimi söylüyorum, -Kesinlikle olmaz Hocam, Sen Konya’dan bizim için kalkıp gelmişsin çaylar bizden diye müdahale ediyorlar. Bu tartışmayı bozan kahvehane sahibinin sesi oldu; -Susun lan, Hocaya çay benden, dedi. Oturduk çaylarımızı içtik, muhabbet ettik ve o günkü gecemizde böyle geçti…
15 gün sonra, 4. kez tekrar yeniden aynı köydeyim, Kahvehanenin dışında duran gençlerle beraber, kapıdan içeriye giriyoruz, beni gören kahvehane sahibi, Ocaktaki meşguliyetini bırakarak hafif bir tebessüm ile yanıma geldi, -Hoş geldiniz Hocam, dedikten sonra yönünü oyun oynamakla meşgul olan gençlere dönerek, benim seslendiğim gibi; Yüksek bir ses çıkacak şekilde iki elinin avuçlarını bir kaç kere bir-birine vurduktan sonra, -Arkadaşlar, herkes oyun oynamayı bıraksın, Hoca’mın anlatacaklarını dinlesin diye bağırdı,,, devamında ise; -Eğer içinizden birinizin Hocamı dinlemeyecek olursa, defolup gitsin bir daha buraya gelmesin, dedi.Bir anda ilk gelişimden, son gelişime kadar geçen süreyi gözlerimin önünden geçirdim, Kahveye geldiğim ilk günkü şaşkın bakışların yerine, şimdi gözleri gülen, sohbetimi canı gönülden dinlemek isteyenler vardı. Sohbetin yarım saat anlatma sınırı kahveci tarafından kaldırıldı, bu sürenin ne kadar olması gerektiği bana bırakıldı ,,, Ben doyuncaya kadar, onların dikkati dağılıncaya kadar anlattım,,,
15 gün sonra, 5. kez, 15 gün sonra, 6.kez, 15 gün sonra, 7. kez derken, kış boyunca çok güzel ders halkası oluştu. Baharın yaklaşmasıyla köydeki dersleri iptal etmek zorunda kaldık, çünkü köylülerin iş-güç zamanı başlamış oldu, belki de yaz boyu yaşadıklarını düşüneceklerdi…
3 yıl sonra, bu köyden dört kişi trafik kazasında öldüğünü duydum, cenazeye katılmak için yine köye gittim, Cenaze namazından sonra gençler çevremde halka oldular, tek-tek herkesle tokalaştım,,, -Hocam bu kış da sohbetlere tekrar başlayalım, dediler. Verilecek cevaptan haberdar olduğum soruyu sordum; -Ama sizler kumar oynuyorsunuz, namaz kılmıyorsunuz! dedim. Biraz geride bizi dinleyen kahvehane sahibi hemen öne atılarak, -Hocam, kimileri oyun oynamayı bıraktı, kumar oynamak isteyenlere de, benim kahvehanemde kumar oynamayı yasakladım, Konuşmamız gereken o kadar çok konularımız varmış ki, Şimdi herkes muhabbet ediyor. Müşteri kaybederim korkusuyla size ne kadarda haksızlık etmiştim, dedi… Sünnetullah yasasının mutlaka yaşanacağını anlatan, şu ayet aklıma geldi, ‘’De ki; Değişmeyen gerçek (hak) geldi, sahte ve tutarsız olan (batıl) yıkılıp gitti; zaten sahte ve tutarsız (batıl) olan, er geç yıkılıp gitmek zorundadır!” (isra 81)
Seyyid Muhammed İsmail – Konya

