BİZLERİ KUŞATAN AYETLER

Haz 10, 2020 Hatıralar

Bir davete icabet için akşam ziyaretindeyim, güzel bir evin bahçe kapısından içeri girerken, ev sahibi kapıda karşılıyor. Sağ ve sol tarafımda dallanıp budaklanmış kırmızı güllerin kokusu etrafa yayılırken, Ev sahibiyle selamlaşıp kucaklaşıyoruz, Bu arada gözüm yukarıda ki üzüm bağına ve üzümlere takılıyor. Ev sahibi arkadaş bahçenin güney tarafında duran kamelyayı işaret ederek;


– Buyurun, dedi.
Biraz sonra iki misafir daha geldi, kamelyanın içine yerleştirilmiş oturakların üzerinde, kilim desenli minderlere oturuyoruz. Muhabbetimizin başladığı sırada, bir arkadaşımızın teklifiyle, hep beraber çimlerin üzerine oturmaya karar verdik, hatta çoraplarımızı çıkardık. Ayaklarımızı çimlere temas ettiriyoruz, bu güzelliği yaşamak çok farklı bir duygu, o duyguyu konuşarak anlatmak için o anı yaşamak gerekir. Ayaklarımızın çimlere dokunmasıyla birlikte, öyle bir rahatlama oluyor ki, bu rahatlık bütün vücudumuzun en yukarısına doğru ihtilal yaparak hissettiriyor.


Evin sahibi Doktor Nadir, bizlere ikram olarak paylaşmayı düşündüğü, elindeki nimetleri söyledikten sonra, ‘’hangi ikramı’’ önce istersiniz diye sözünü sonlandırdı. Doktor Nadir’in burada anlattığı nimetlerin hepsi midemizin açlığı ile alakalı nimetlerdi, asıl bize gerekli olan, asıl aç olan kalbimiz değil miydi? Ruhumuzun gıdası olan nimetleri canım çekiyor, Ruhumun ve aklımın açlığını doyuracak nimetlere ihtiyacım vardı, hepimizin bu açlığa ihtiyacı olmalı diye düşündüğüm için, Nadir Abi’ye;
– Öncelikle bizlere, birkaç tane ayet ikram eder misin? dedim.
Bu isteğim ev sahibi tarafından, birkaç ayetin söylenmesiyle kabul göreceği ümidi ile beklemeye başladım, bakalım Nadir Abi Kur’an’dan hangi ayetleri bizlere ikram edecek diye, aç olan duyularıma sabretmeleri için baskı kuruyorum.


Bir evin bahçesinin içindeyim, bir bahçe ki Konya’nın içinde, bir şehir ki dünyanın içinde ve bizler dünyanın içinde zerre misali konakladığımız yerde, bizleri nurlandıracak ve bir o kadar da onurlandıracak ayetleri duymak istiyorum,


Nadir abi’nin gündeminde hangi ayetler vardı diye sabır la beklemeye devam ederken, kafasını gök yüzüne çevirdi, Ve eliyle gökyüzünü işaret ederek;
– İşte hocam, gökyüzün de görünen her şey Allah’ın ayetleri, dedi.
Çimlerin üzerinde oturan bizler, yeryüzünden gökyüzüne bakmaya başladık,,, Nadir abi sözüne şöyle devam etti;


– Gökyüzünü süsleyen yıldızlar,
– Gecenin karanlığı,
– Görkemiyle aydınlık veren Ay,
– Daha göremediğimiz ve fark edemediğimiz ne varsa, bunların her biri Allah’ın ayetleri değil mi? dedi, çevremizi kuşatan ayetlerden örnekler vermeye devam etti;


– Bahçedeki ağaçlar ve onların meyveleri, çiçekler ve onların renkleri-kokuları, kuşlar ve onların sesleri, bahçe duvarının üzerini kaplamış sarmaşık ve bunların hepsi Allah’ın ayetleri değil mi?,,,
Doktor Nadir, bizleri kuşatan ayetleri tek-tek anlatırken, hayatımıza inzal olmuş, renk katmış ayetlerden örnekler veriyordu, Bu muhteşem görkemin karşısında, etkilenmemek elde değil, Alemlerin Rabbına teslim olmamak elde değil.!
Bu büyük lütuf karşısında, akıl tutulması yaşıyorum, sanki dilim lal olmuş, Hz Meryem gibi suskunluk orucu tutuyorum. Dilim suskunluğunu korurken, gevşek duran ayaklarım ve vücudum, bu muhteşem ayetler karşısında toparlanmakta;
Akıl tutulması yaşayan beynimin hücrelerinde, karanlıkta kalmış bilgilerime, şu ayetler şimşekler gibi çakmakta;

– ‘’Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar şeylerle denizde akıp giden gemide, Allah’ın yukarıdan bir su indirip de onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde, diriltip de üzerinde debrenen hayvanları yaymasında, rüzgarları değiştirmesinde, gök ile yer arasında emre hazır olan bulutta şüphesiz akıllı olan bir topluluk için elbette Allah’ın birliğine deliller vardır.’’ (Bakara 164)
– ‘’Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, akıl sahipleri için deliller vardır.’’
– ‘’Onlar (Akıl sahipleri) ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin-derin düşünürler ve şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın; seni noksan sıfatlardan uzak tutarız. Bizi cehennem azabından koru!’’ (Al-i İmran 190-191)
– ’’De ki: Göklerde ve yerde neler var/neler oluyor, bir bakın! O ayetler ve uyarılar iman etmeyen bir toplumun hiçbir işine yaramaz.’’ (Yunus 101)
– ‘’Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.’’(Yusuf 105)
– ‘’De ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? Hiç karanlıklarla aydınlık bir olur mu?” (Rad 16)
– ‘’Yeryüzünde, onları sarsmasın diye, sabit dağlar yarattık ve doğru gidebilsinler diye geniş yollar açtık.’’
– ‘’Gökyüzünü de korunmuş bir tavan gibi yaptık. Oysa onlar bundaki delilleri görmezlikten geliyorlar.’’ (Enbiya 31-32)
– ‘’Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah’a secde etmektedirler. Birçoğu üzerine azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur. Şüphesiz Allah, dilediğini yapar.’’ (Hac 18)
– ‘’Kendi yörüngesinde seyreden güneş de bir delildir. Bu, her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen Allah’ın takdiridir.’’
– ‘’Ayın da seyrine menziller (miktarlar) takdir ettik. Nihayet kurumuş eski hurma dalının yay şeklini alır.’’
– ‘’Ne güneşin aya yetişmesi mümkündür. Ne de gündüzün geceyi geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzer gider.’’ (Yasin 38-39-40)
– ‘’Andolsun, onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?” diye soracak olursan, şüphesiz: “Allah” diyecekler. Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar? (Ankebut 61)’’
– ‘’Üzerlerindeki göğe hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık, onda bir çatlak da yoktur.’’
– ‘’Yeri de nasıl (döşeyip) uzatmış, üzerine sabit dağlar oturtmuşuz. Orada görünüşü güzel her çeşit bitkiden çiftler yetiştirdik.’’
– ‘’Bunlar, Allah’a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ona ibret vermek içindir.’’
– ‘’Bir de gökten bereketli bir su indirip de onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler bitirmekteyiz.’’
– ‘’Tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik. (Kaf 6-10)
– ‘’O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman’ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun?’’ (Mülk 3)
– ‘’Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?’’
– ‘’Dağları da birer kazık kılmadık mı?’’
– ‘’Sizleri çift çift yarattık.’’
– ‘’Uykunuzu bir dinlenme yaptık.’’
– ‘’Geceyi bir örtü yaptık.’’
– ‘’Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık.’’
– ‘’Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.’’
– ‘’İçlerine ışık saçan bir kandil astık.’’
– ‘’Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl-şarıl bir su indirdik.’’
– ‘’Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.’’
– ‘’Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye).’’ (Nebe 6-16)
– ‘’Yaratılışça siz mi daha çetin siniz, yoksa gök mü? Onu Allah bina etti.’’
– ‘’Tavanını yükseltti, onu bir düzene koydu.’’
– ‘’Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı.’’
– ‘’Bundan sonra da yeryüzünü döşedi.’’
– ‘’Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.’’
– ‘’Dağlarını oturttu.’’
– ‘’Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için.’’ (Naziat 27-33)
– ‘’Devenin nasıl yaratıldığına, bakmazlar mı?’’
– ‘’Göğe bakmıyorlar mı nasıl yükseltilmiş?’’
– ‘’Dağların nasıl dikildiğine, bakmazlar mı?’’
– ‘’Yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?’’ (Gaşiye 17-20)
Seyyid Muhammed İsmail – Konya

ile ismail