Fırsatını bulduğum bir sabah, Akyokuş’daki kamelyaların birinde çayımı yudumlarken, güneşin doğuşunu ve Konya’yı izliyorum. Tefekkürlerimle beraber, hayallerimi süsledikçe, düşüncelerim süslenmekte ve içimden dışıma doğru kurgularım dilime yankılanıyor, Hakim olamadığım duygularımı satır-satır kalemimle ifade etmekteyim.
Parlaklığına dayanamadığım güneş, Konya’nın her tarafını aydınlatırken, sabahın sessizliği ve serinliği tefekkürümü ve hayal dünyamı artırıyor. Bazen tefekkürümle hayallerim, kendi aralarında bir iç savaş yaşasalar da, en imkansız anlarda bile onlara yaşattığım barış harekatı, ikisine de egemen oluyor. İslam dini; ömrümüzün her döneminde mutlak yaşanması gerekirken, ihtiyarların yaşadığı bir din olarak algılanmaya devam ediyor olması, vahim bir durum değil mi? Gençler gençliklerini İslam’dan uzak bir yaşam tarzıyla tüketirken, Kur’an da zikri geçen Rasuller aklıma geliyor, Kimileri çocuk yaşta eğitim ve öğretime tabi tutulup Rasul olacakları ilan edilirken, Kimilerine çok genç yaşda Rasul olduklarının müjdesi veriliyor, Kimilerine de en olgun dönemlerinde sorumlulukları yükleniyor. Kur’an-ı kerim genç Rasullerin örnekleriyle dolu olduğu halde, Nasıl oluyor da? Kul olabilmenin önemini ihtiyarlığa hapsettik, Neden Allah’ın elçilerini yaşlılar olarak tasavvur ettik? Halbuki övülesi Rasuller den öyleleri var ki;
,,,Hz Davud (a) Çok genç yaşına rağmen savaştaki cesareti kıssa olarak haber verilmez mi? Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet verdi mi?.
,,,Hz Nuh (a) Ömrüne hayran olduğumuz bir mücadele içinde, uzun yıllar insanlara tebliğin her şekliyle ulaşmaya, anlatmaya çalışmadı mı?
,,,Hz İbrahim (a) gencecik yaşında Rasul seçilmedi mi? Yaşadığı toplumu ve putperest babasını daima tevhide davet etmedi mi? Cesaretli bir şekilde toplumun karşısına çıkıp, yüklendiği sorumluluğu sabırla dolu bir mücadeleyle devam ettirmişti.
,,,Hz İsmail (a) çocuk denilebilecek bir yaşta, taktire şayan teslimiyetiyle kendini Allah’a adayan ve kurban olmaktan hiçbir zaman korku duymayan ve endişe taşımayan, genç bir çocuk değil miydi?
,,,Hz Yusuf (a) küçücük yaşına rağmen, gördüğü bir rüya ile kendisine sorumluğun mesajı verilip, büyük imtihanlardan geçmedi mi? Çocukken kardeşleri tarafından kuyuya atılıp, onu kuyudan kurtaranlar köle olarak satmadı mı? Hayatının en güzel baharında, suçsuz yere yıllarca zindanda kalmadı mı? Yusuf (a) bütün bunlara rağmen tevekkülünü hiç bırakmadı. Allah için sabretti, Allah’a sığındı, Allah’a teslim oldu, Allah’da onu yüceltti. Onun dürüstlüğü karşısında ona kötülük edenleri mağlup etti. Koca bir sure, baştan sona Yusuf (a)’un hayatı anlatılır değil mi?
,,,Hz İsa (a) mini-minnacık bebek yaşında iken, Allah’ın kulu ve Rasulu olacağı, Allah tarafından aleme ilan edilmedi mi? Bir mucize eseri olarak, kundak da bebekken konuşturulup, insanları hakka davet etmesi, Bebekken yaşanan bu olay, gençlik dönemlerinde devam etmedi mi?
,,,Hz Yahya (a) doğmadan önce Zekeriya (a) müjdelendi, Alemlerin Rabbı ona ‘’Yahya’’ ismini verdi. Daha doğmadan onun Rasul olacağı ilan edildi, Çocukken, gençken bu sorumlulukları yüklendi.
,,,Hz Musa (a) genç yaşına rağmen Firavunun zalimliğine karşı meydan okumadı mı? Hayatının en verimli çağlarında bile toplumu Allah’a davet etti, En zor şartlarda Allah’a olan sadakatini terk etmedi.
,,,Hz Harun (a) elçilik görevini Musa (a) ile birlikte yapmadı mı? Onlar genç yaşta birlik beraberlik içinde, hak davanın sembollerinden olup, hak yolda mücadele vermediler mi? Zalim karşısında taviz vermeden tebliğden vazgeçmedi.
(Kur’an-ı kerimde genç Rasullerin dışında, başka örneklerde anlatılır;)
,,, Lokman (a), Biricik oğluna şirkin büyük bir zulüm olduğunu, hatırlatmıyor mu? Küçük yaşta evladının hakkı tanımasını öğretmiyor mu?.
,,,Ashabı Kehf’in gençler olduğu bizlere bildirilmiyor mu? O gençler mağaraya sığınınca şöyle dediler: “Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve bizim için şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla, diye dua etmediler mi?
,,,Hz Meryem için ne demeli? Gençliğin baharındayken çok büyük imtihanlardan geçmedi mi?
,,, Talut da bunlardan biri olarak Kur’anda anlatılmaz mı? Allah onu bilgide ve cisimde üstün kıldı. İlmiyle idari işlerde başarılı oldu, bedenen göz doldurmasıyla da kalpler üzerinde daha iyi bir otorite, düşmana karşı koymada ve savaşın zorluklarında daha cesaretliydi.
Görüyorsunuz değil mi? Kur’an-ı kerim genç Rasullerin ve Gencecik Müslümanların güzel örnekleriyle doludur,
,,,Kırk yaş desem, bizde hangi çağrışımları uyandırır, Kırk yaş; gençlerin sınıfına girmese bile, çok da yaşlı bir ömür sayılmaz. Liderimiz, önderimiz, örneğimiz olan Hz Muhammed (s) kırk yaşında Rasul seçildiğine göre, yaşlıda sayılmaz değil mi? İnsanın ömrünü beş dönem diye ayırsak; Sabah vaktine bebeklik dönemi desek, öğle vaktine çocukluk dönemi desek, ikindi vaktini de Alemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimin yaşını uygun görsek, Akşam vakti olgunluk dönemi desek, Yatsı vaktini yaşlılık dönemi ile ifade etsek, anlatmak istediklerim anlaşılır mı? Samimi yürekler, benim ne demek istediğimi anlar mı?
Yani biricik önderim olan Rasulullah (s)’ı ikindi vakti ile özleştirsem, O da genç bir Rasul’du diyebilir miyim?
Tabi ki genç demeliyiz, Çünkü; Genç olmasaydı Cebeli nur dağına çıkıp inmesi mümkün olur muydu? İslam’ı davet için kabilelerin çadırlarını tek-tek dolaşabilir miydi? Gece-gündüz Mekke toplumuna hakkı anlatabilir miydi? Hicret ederken sarp kayalıklarla kaplı Sevr dağına çıkamazdı değil mi? Çöl sıcağında Mekke’den Medine’ye hicret edemezdi. İşte bütün bunları düşündükçe, bu kadar büyük bir enerjiye sahip olan birisinin, gerçekten yaşlı olduğu düşünülemez.
Hayatına hayran olduğum liderim, önderim, örneğim olan Rasulullah (s) benim gözümde daima genç ti ve genç olarak kalmaya devam edecek,,,,,
Konya’nın batı tarafında kalan tepelerin ve dağlıkların başladığı yer olan Akyokuş’tan Konya’yı izlemeye devam ederken, tefekkürümdeki samimiyetin verdiği rahatlıkla, hayallerimi renklendirmeye devam ediyorum. En güzel renklerle kurduğum hayallerimin içinde, en çok parlaklığı veren düşüncelerimin derinliklerinde, Rasulullah (s)’ın Konya’ya hicret edişini, Konya’ya gelişini haya ederek hayallerime davet ediyorum… İçimde korku ve endişe, dışım iki büklüm bir halde, yaşadığımız hayattan utanarak; Buyur Ya Rasulullah (s) diyorum.
Rasulullah (s)’ı hayallerime buyur ettim; Lakin şimdi şehrin hangi caddelerinde ve mahallerinde gezdirmek isteyebilirim ki, Buyur Ya Rasulullah, işte bu insanlar ahir zamanda yaşayan ümmetindir, diye bilir miyim. Bu halimle çıkmaz bir sokaktayım sanki, Rasulullah (s)’ı Konya’nın sokaklarında gezdirebilecek miyim. Ey ümmeti Muhammed, Allah rızası için bu zavallı kula yardım edin, Rasulullah (s)’ı gezdirebileceğim yerleri söyleyin,,, Mekke’nin yetimi, Konya’nın kimsesizi olmasın, Ey peygamber sevdalısı olan kardeşlerim; İsteyenler benim hayalime duygularıyla eşlik etsin, isteyen istediği gibi hayallerine renk versin,,, Var mı Rasulullah (s)’ı evinde misafir edecek? Var mı ev halini Rasulullah (s)’a gösterebilecek? Utanmadan, sıkılmadan buyur Ya Rasulullah diyebilecek, Yoksa; Rasulullah (s)’ı evimize davet etmeye yüreklerimiz yetiyor mu? Yaşadığımız şehirden sorumlu olduğumuz için, sorumsuz hayatımızdan utanarak beraberce yürüyemeye cesaret edebilir miyiz?
,,,,,Bir hayalimden başka bir hayalime korkarak hicret ediyorum;
Konya’nın en kalabalık yerlerinden birinde veya büyük bir mescid de veya Alaaddin tepesinin bir kenar yerinde, Konya’lılara Konya’lı gençlere tarihi ‘’Veda Hutbesiyle’’ seslendiğini düşünüyorum. İşte benim hayalimdeki liderim, önderim, örneğim olan Rasulullah (s), ‘’Veda Hutbesiyle’’ bu günahkar İsmail’in hayalini süslediyse, hayallerimin başkenti olan hayalimde Rasulullah (s) şimdi ‘’Konya Hutbesi’’ vermekte;
(şimdi bu yazının vesilesi ile; okuyun-okutun, dinleyin-dinletin)
‘’Ey Konya’lılar beni dinleyin, anlatacaklarıma dikkat edin’’ diye, hayalimdeki seslenişine bile Heyecandan ayaklarım ve ellerim titriyor, bayılmamak için bir ağacın yanına çömeliyorum. Şimdi; düşüncelerim ve hayallerim birbirleriyle sarmaş-dolaş bir halde tefekkürümü destekliyor. Bütün dikkatimi, Rasulullah (s)’ın hutbesine veriyorum. Rasulullah (s)’ın ‘’ Hutbesi’’ devam etmekte;
Allah’a hamd ederiz ondan yardım dileriz, ondan tevbemizin kabulünü isteriz, Nefislerimizin fenalıklarından, kötü işlerimizden ona sığınırız. Allah kimi doğru yola ulaştırırsa onu şaşırtacak yoktur, Kimide saptırırsa doğru yola ulaştıracak yoktur, Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur.
Ey Konya’lı gençler, sizlere Allah’tan korkmayı tavsiye ederim ve sizi Allah’a itaate teşvik ederim,
Ey Konya’lı gençler sözümü iyi dinleyin, belki sizinle bir daha burada buluşamaya biliriz.
Bu hangi gündür? Bu ay hangi aydır? Ve bu şehir hangi şehirdir?
Rabbinize kavuşacaksınız ve size amelleriniz sorulacak, sakın benden sonra birbirlerinin boynunu vuran kafirler gibi olmayın, Dikkat ediniz! burada bulunanlar, bulunmayanlara sözlerimi ulaştırsın. Umulur ki sözlerimi işitenler, sözlerimi götürenlerden daha iyi kavrayıp anlayabilirler. Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin, şüphesiz faizin her çeşidi yasaklanmıştır.
Ey Konya’lı gençler, zulmetmeyin, zulmetmeyin, zulmetmeyin,
Ey Konya’lılar, hanımlara karşı hayırlı olun, çünkü onlar size verilmiş bir emanettir. Onlara iyi davranmaktan başka hakkınız yoktur, iyi biliniz ki hanımlarınız üzerinde hakkınız var, hanımlarınızın da sizin üzerinde hakkı var.
Ey Konya’lılar sözümü iyi dinleyiniz ve öğreniniz, Müslüman müslüman’ın kardeşidir, bir müslüman’ın malı diğerine helal değildir, fakat malını gönül hoşnutluğu ile vermişse o başkadır. Suçlu kendi suçundan başkasıyla suçlanmaz, iyi bilin ki Müslüman müslümanın kardeşidir. Dikkat edin! tebliğ ettim mi?
Allah yanında en kıymetli olanınız, ondan en çok korkanınızdır, şüphesiz Allah bilen ve her şeyden haberdar olandır, Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?
Şahit ol Ya Rabb, Şahit ol Ya Rabb, Şahit ol Ya Rabb,
Ey Konya’lılar yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?
Orada bulunan herkes meydanı inletircesine, şöyle dediler;
Allah’ın elçisi görevini hakkıyla yerine getirdi, bize vasiyet ve nasihat ta bulundu. Bunun üzerine Rasulullah (s) şehadet parmağını kaldırdı.
Şahit ol Ya Rab, Şahit ol Ya Rab, Şahit ol Ya Rab,
,,,,,,,
Rasulullah (s)’ın sözleri hayallerimin en yüksek derecesinde yankılanırken, kalbimin derinliklerinde fırtınalar kopuyor, Hayalimin etkisinden tefekkürlerime geçiş yaparken, bende şahit oldum, şahit oldum, şahit oldum, diye sesleniyorum.
Ve güneş gökyüzüne yükselmeye devam ediyor, parlaklığıyla gözlerimi kamaştıran güneşe bakmak istesem de bakamıyorum, Güneşten çok daha fazla parlak olan ve hayatımı aydınlatan Rasulullah (s)’a hayallerimde bile bakamazken, gözümdeki damlaların yanaklarımdan sakalıma süzüldüklerini hissederek, Akyokuşdaki kamelyanın birinde, yaşlı gözlerle Konya’yı izlemeye devam ediyorum…
Seyyid Muhammed İsmail – Konya
