Şu an gördüğüm manzaraya uzun yıllardır hasretim, soğuk kış gününün en cazibeli yönü; gözün görebildiği yere kadar her tarafın bembeyaz olması. Ne kadar güzel bir manzara, lekeden arınmış iç-açıcı bir beyazlık. Havanın soğuk olmasına rağmen, görünen beyazlık ferahlık veriyor, Çalıştığım iş yerimin penceresinden dışarı bakarken, çocukluk günlerimi düşündüm,,, Böyle güzel bir manzaraya ve manzarayı oluşturan kar’a hasret kalmışım, Kar’ın yağışını, kar’ın süzülerek yere inişini özlemişim.
Kış mevsiminin benim için ayrı bir güzelliği ayrı bir özelliği vardı, kışın Köye her gidişimizde, Seyyid Dedemin ağaçtan yaptığı kızakla, karlarla kaplı yumru tepeden az mı kaymıştım? Arkadaşlarımla nasılda güzel ve eğlenceli yarışlar yapardık. Pencereden dışarı bakmaya devam ederken, bulunduğum caddenin eski halini düşünüyorum. Daha şunun şurasında 15-20 yıl öncesi, buralarda kimsecikler yoktu, sanki burası köy gibiydi. Gerçi köy demeye bin şahit lazımdı, Ama şimdi buraların yabancısı olduk, Yabancısıydım doğup-büyüdüğüm meramın. Çocukluk zamanımızda buralar tümseklerle doluydu, özel olarak hazırlanmış tümseklerin çevresinde üzüm bağları, çukurlarında birikmiş sular vardı. Hemen şu karşımda duran caminin olduğu yerde ve arkasında vakfın tarlası, şu kocaman binaların ve katların olduğu yerlerde ise bağlar-bahçeler ekin tarlaları vardı, bunların her biri daha dün gibi gözlerimin önünde. Bizler bu yerlerde kışın en heybetli dönemlerinde bile, defalarca kardan adamlar yapardık, havuç bulamasak bile, burnuna değnek koyardık. Şimdi çekinmesem, Çocukluk günlerimde olduğu gibi ayakkabılarıma poşetler bağlayıp, doyuncaya kadar çömelerek kaymak ve caddenin göbeğine kocaman kardan adam yapmak isterdim, Ama bunların her biri çocukluk anılarım olarak geçmişte kaldı.
Ya şimdi! Şu an ki halim! sorumluluklarım, mesuliyetim, her geçen gün ağırlaşmakta… O zamanın insanlarında ne güzel yürekler vardı, bozulmamış saf yürekleri, yıpranmamış-yıpratılmamış tertemiz yürekler, Ne lekelenmiş, Ne leke değmiş bir yürek. Herkes birbirlerinin derdini anlar, herkes birbirlerine saygılı, herkes birbirlerine sevdalı gibi sevgili, Alabildiğince istediğini sev-sevebildiğince, utanmadan-sıkılmadan, doya-doya sev-sevdiklerini, Çünkü niyetler art-niyetten uzak, tertemizdi. Kar yağışına hasret olan gözlerim hasretini gidermeye çalışırken, kar gibi bembeyaz lekesiz dostlara ihtiyaç var diyorum kendi-kendime. Yaşadığımız şu zamanımızın insanlarında, birbirlerine düşmanlıklar öylesine ki herkeste ayrı hava, galiba çoğunun içi kara…
Nefeslerin buz tutmaya başladığı bu soğuk günde, kapıdan içeri yaşlı bir dilenci kadın girdi, neredeyse abone olmuş Gültekin teyze. Tamda gelecek zamanı bulmuştu, ne güzelde çocukluk günlerimi düşlüyordum,,, Şuan hiç kimsenin dışarıya çıkmaya cesaret edemediği, bu soğuk günde onun dilenmesine şaşırmıştım. Yolu buralara düştüğü zaman, ziyaret etmeden geçmeyen Gültekin teyze, her gelişinde selam verir ve güler yüzüyle birkaç kelam eder, boş çıkmamanın verdiği mutlulukla teşekkürlerini ifade ederek yoluna devam ederdi, işte yine o teyze ve selam vererek içeri girdi, selamını aldım. Soluk-soluğa kalmış olan Gültekin teyze;
– Yavrum, hayırlı işler, dedi. Başka bir söze başlamadan;
– Bu karda kış da, senden başka dolaşan var mı? dedim-demesine, demez olaydım. Ovuşturmaya çalıştığı ellerini ısıtmaya çalışırken, beş yetime bakmak zorunda olduğunu anlattı. Kaç aylardır kendisi için alması gereken ilaçları alamadığını, soğuktan yanmış tenine rağmen, kıp-kırmızı olmuş yanaklarından kar taneleri süzüldü. İçi volkan misali yanan bir yüreğin ateşiydi damlacıkları, sorduğuma soracağıma pişman olmuştum.
– Lütfen ağlama, kusuruma bakma ağlatmak istemezdim, hakkını helal et, dedim. Ama O, hem ağladı, hem anlattı, O anlatırken elim ayağıma dolaştı ne yapacağımı? Nasıl hareket edeceğimi? Ne söyleyeceğimi? bilemedim.
– Sana bakan, yardım eden bir yakının yok mu? dediğim de;
– Ne olursun, bir kere ziyaretime gel, hiç olmazsa acı bir çayımı içersin, dedi.
Doğanlar mahallesinde olan evinin adresini verdi, sonra geldiği gibi tekrar kaybolup gitti… Bu yaşananlar bende, fikirsel ve duygusal çöküntülere sebep olmuştu. Her gelişinde gözleri gülen, davranışlarıyla bizlere mücadele azmini öğreten enerji dolu teyze gitmiş, onun yerine bambaşka bir teyze olarak karşıma dikilmişti.
Teyzenin duruşu, ellerini ovuşturması, soğuktan kararmış yüzünün hali, evine davet etmesi, birkaç gün boyunca (ziyaretine gidinceye kadar) hayatımı meşgul etti,,,,,
,,,,,,,,,,,
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara 177)
Allah’a kulluk edin ve O’na hiç bir şeyi şirk koşmayın. Anaya babaya da iyilik edin, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, elinizin altındaki (köle, cariye, işçi, hizmetçi vb.)lere de iyilik edin. Şüphesiz Allah, büyüklük taslayıp, böbürlenen hiç bir kimseyi sevmez. (Nisa 36)
Seyyid Muhammed İsmail – Konya
