Konya dışından üç tane genç tanışmaya gelmişler, hepsi bir birinden pırlanta ve her biri öğretmen olmaya aday öğrenciler, başka şehirden geldiklerinden ve mesafe çok uzak olunca, elimden gelen en iyi hizmeti yapmaya çalışıyorum, Allah rızası için gelen bu yolculara, hizmet etmek benim için en büyük şereflerden bir tanesi. Ziyaret için geleceklerine dair, daha önceden haberim olsaydı, sadece tanışmak için gelmelerini istemediğim gibi engellemeye çalışırdım.
İnsanların öncelikle tanımaları gerekenler ve tanışacakları kişiler, Allah’ın seçtiği elçiler olmalı, Hz adem (a)’den, Hz Hatim (s)’ e kadar Kur’an’da zikredilen Rasulleri tanımalarını-tanışmalarını, sureleri ve ayetleri tanıyıp öğrenmeleri isterim-söylerim. Allah, toplumlara örnek ve önder olsun diye seçtiğine göre, onları farklı kılan bir çok güzellikler var, bu güzellikleri keşfetmelerini hatırlatırım. Bununla ilgili bildiklerimi teferruatlı bir şekilde üç arkadaşa anlattıktan sonra, elimden geldiğince onları memnun etmeye, ev sahibi olarak yapmam gerekenlerin en iyisiyle ağırlamaya çalışıyorum. Dört-beş saat doyumsuz bir sohbet ortamı oluştu, oturumun sonunda kalkmak için müsaade istedikleri vakit, benden bir isteklerinin olup olmadığını, hizmetimden, verdiğim ikramlardan memnun kalıp-kalmadıklarını sordum. Son derece memnuniyetlerini dile getirdiler, o kadar yolu geldiklerine değdiğini ifade ettiler. Bu memnuniyetlik karşısında, gönül rahatlığıyla gençlerden ikram isteyebilirdim,
– Bende sizlerden bir ikram istesem bana kızmazsınız değil mi? dedim.
– Tabi ki hocam buyurun, dediler.
Sağ tarafımda duran gence yönelerek;
– Sende bana, en iyi bilip anladığın bir ayeti ikram eder misin? dedim.
Sorumun muhatabı olan genç, şaşkınlık veren bakışlarla, biraz düşündü, arkadaşlarına ve bana baktı sonra ağzından şu cümleler döküldü;
– Vallahi hocam çok Kur’an okuyan birisiyim, şimdi siz aniden sorunca, beklemediğim bir soruydu, kendimi yokluyorum, düşünüyorum, bu konuda ne diyeceğimi bilemiyorum, inan ki aklıma bir şey gelmiyor, dedi.
Genç arkadaş şaşkınlığını ve heyecanını bir türlü atamayınca,
– Sana görev dedim, Kura’n-ın açıklamasını 1 ayda okumanı istesem kabul eder misin? dedim.
– Tabi ki hocam bu bana verilen en güzel ceza, dedi.
İkinci sırada ve karşımda duran gence yöneldim, soracağım soruya cevabı hazır gibi rahat tavırlarıyla son çayını yudumlarken, arkadaşına sorduğum aynı soruyu, ona da soracağımı bekliyordu ki;
– Sende bana, yaşadığın en güzel ayeti ikram eder misin? dedim-demesine de, karşımda duran gencin yudumladığı çay, boğazında kalmış gibi öksürmeye başladı.
Önceki arkadaşından sadece bir ayet istemiş olmamdan dolayı, bu arkadaş kendince hazırlığını yapmıştı ve kendisine de aynı soruyu soracağımı beklemesinden olacak ki, sorunun cevabına hazırlanmış olarak rahat tavırlar sergilemişti. Bu arkadaştan yaşadığı bir ayeti söylemesini istememden dolayı, rahat tavırları kaybolmuş ve şimdi öksürüyordu.
– Yaşadığım bir ayet mi? dedi.
– Evet, yaşadığın en güzel ayeti ikram et, dedim.
Bir öncekine verdiğim görevi hemen üstlendi;
– Hocam bir ayda, Kur’an-ın açıklamasını okuyacağım, dedi.
Bu arada hepimiz tebessümler ederek gülüyoruz, Sol tarafımda oturan genç belki de içlerinde en rahat olanlarıydı, arkadaşlarına sorduğum iki çeşit sorudan biri geleceği ümidi ile çoktan hazırlığını yapmış, ve benden sorusunu bekliyordu. Üç arkadaş sorumu beklerken, onlara şu hikayeyi anlattım;
….. Bir gün hocanın biri vaaz vermek için, hutbeye çıkmış, ve demiş ki;
-Ey cemaat bugün sizlere ne anlatacağı mı biliyor musunuz?. Cemaat;
– Bilmiyoruz hocam, demişler. Hoca da;
– Bilmiyorsanız, İslami bir şeyler öğrenin gelin diye hutbeyi bitirmiş. Cemaat;
Hocanın bu sorusundan dolayı, bir sonraki hutbe için hazırlık yapmışlar, demişler ki;
– Eğer hoca aynı soruyu bir daha sorarsa, hep beraber biliyoruz diyelim de, hoca o zaman ne yapacak.
İkinci hafta hoca tekrar vaaz vermek için hutbeye çıkmış, demiş ki;
– Ey cemaat şimdi sizlere ne anlatacağımı biliyor musunuz ?
Cemaat kendi aralarında anlaştıkları gibi, hep bir ağızdan biliyoruz hocam, demişler. Hoca;
– Ne anlatacağımı biliyorsanız, anlatmaya gerek yok demiş ve hutbeden inmiş,
Bu durum karşısında cemaat, daha dikkatli ve tedbirli davranmaya karar vermiş, bir sonra ki hutbe için şöyle bir hazırlık yapmışlar. Eğer hoca tekrar hutbeye çıktığında, ne anlatacağımı biliyor musunuz derse, ‘’cemaatin yarısı biliyoruz’’, ‘’diğer yarısı bilmiyoruz’’ diyelim, bakalım hoca ne yapacak? demişler. Üçüncü hafta tekrar hutbeye çıkan hoca, cemaati biraz inceledikten sonra;
-Ey cemaat bu hafta ne anlatacağımı biliyor musunuz? demiş;
Önceden tedbirini alan cemaatin yarısı, ‘’biliyoruz’’ diğer yarısı ‘’bilmiyoruz’’ diye hocaya cevap vermişler.
Cemaatin akıllıca cevabından sonra, Hoca;
– O zaman bilenler bilmeyenlere anlatsın, demiş.
,,,,,,,
Bu hikayeyi anlattıktan sonra, sol tarafım da oturan gence baktım, Genç;
– Hocam ben cezama razıyım, inan bende hazırlık falan kalmadı, dedi.
Hepimiz gülmeye başladık,
– Dur bakalım, daha soruyu sormadım ki, dedim.
Diğer arkadaşları onu teselli edercesine;
– Herhangi bir ayet veya yaşadığın bir ayet isteyecektir, acele etme sorunu bekle, dediler.
– Hazırlığım vardı, ama hoca hikayeyi anlatınca,!!!
– Tamam, sözü fazla uzatmaya gerek yok, Sende bana, Rasulullah (s)’dan her hangi bir hadisi veya yaşadığın bir hadisi söylemen yeterli, hangisini istersen cevaplayabilirsin, dedim.
Genç arkadaşın beklediği soru, ayetlerden değil de, Rasulullah (s) sözlerinden gelince, Bu sorunun cevabını hiç geciktirmek istemeyen genç;
-Hocam bende, en iyisi güzel cezanızı kabul ediyorum, bir ayda Kur’an-ın açıklamasını okuyacağım inşaAllah, dedi.
Hepimiz tebessüm ederek gülmeye başladık,,,
,,,,,,,
Bir ay sonra genç arkadaşlar tek-tek aradı ve Kura’nı okuduklarını söylediler,,,
Elhamdulillahi rabbil alemin
Seyyid Muhammed İsmail – Konya
