(Ümmetin Cellatları; Şehvet-Şöhret-Servet ve Gelenek)
Üçlü çetenin yaşattıkları engellemeler olmasaydı, Salih amellerle süslenmiş sözlerim o gün için daha çok faydalı olacaktı, O gün ki sohbetlerim, konuşmalarım üçlü çetenin zulmüne uğradı. Hakkı engellemelerindeki haksızlıklarını hatırlatmama rağmen, konuştuğum kelimeler aciz, kurulan cümleler cılız kaldı.
O gün kendilerini çok güçlü ve etkili zanneden ve üçayaklı çeteyi oluşturan Nisa-Masa-Kasa’nın sembollerinden olan kişiler, buz tutmuş beyin hücrelerinin akletme yeteneklerini kaybetmelerinden dolayı, batılda ittifak ettiler. Gerçeği anlamak gibi kolaylık varken, feryada kulaklarını tıkayarak zor olanı-haksızlık ederek ve zor durumda bırakarak kendilerince bir tercih yaptılar. Kendilerini düşündükleri kadar, karşılarındaki samimi Müslüman’ı düşünmediler.
O gün; susturulmuşluğun acısıyla, boğazımdaki hıçkırıkların düğümlenmesine rağmen, hakikate davet etmemle beraber, yapılan haksızlığın büyük bir vebali olduğunu, hatalarından dönmeleri için yapılan her yönlü uyarılarımı dikkate değer görmediler. Bu yolda ağzımızdan çıkan sözlerin her harfine boyun büktürmemize rağmen, yanlışta ısrar ederek sohbetlerimizi idam etmeye çalışan üçlü çete, O gün için inşa ettiğimiz gönül sarayını yıktılar. Bunu yaparlarken kulaklarını sağır ve gözlerini kör ettiler, haksızlık karşısında feryat eden mazlumun sesine engel oldular. Birazcık vicdan sahibi, birazcık merhamet duygusuna sahip olsalardı, hem anlatana hem de onu dinleyenlere verdikleri zararın büyüklüğünü anlayabileceklerdi. Empati yapamayacak kadar şahsiyetsiz olan bu insanlar, arkadan işler çevirmekle galip geleceklerini düşündüler.
O gün için; Nisa-Masa-Kasa ve Hocanın engellemelerinden doğan haksızlığın acısı olmasaydı;
Bugün için; Salih amellerle süslenmiş bu güzel çalışmaların doğmasına sebep olmayacaktı.
O gün için; Emekler verilerek hazırladığımız sohbette, anlatılan güzel sözler unutuldu;
Bugün için; Canı gönülden emekler verilerek yazılmış yazılar, sohbetlerde okunur oldu.
O gün için; Üçlü çete ittifakına karşı hakikati anlatan sözlerim, çok basit ve savunmasızdı;
Bugün için; Hakikati anlatan yazılarım, çok daha kuvvetli ve etkili oldu.
O gün için; Yapılan haksızlığa karşı döktüğüm gözyaşları sel oldu;
Bugün için; Hakkın yanında dökülen bu yazılar, zulmedenlere afet oldu.
,,,,,,,
Üçlü çete ittifakından beş yıl önce;
Müslümanların baskı altında olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz, İslam adına yapılan her davranış neredeyse suç olarak algılanırken, İslami sevdaya sahip olanlar ötekileştiriliyor. Toplum üzerinde kurulan korku imparatorluğundan, hocaların bile payını alarak susmalarına sebep olduğu bir anı yaşıyoruz.
,,,,,Radyonun masa başında duran yönetmeni sorumlu olarak durduğu yerde, Müslümanların ilgisizliğinden ve sessizliğinden yakınıyor. Toplumun kanaat önderleri diyebileceğimiz herkes büyük bir felaketin ölüm sessizliğinde susmayı tercih etmiş. Hiç kimsenin uğramaya bile cesaret edemediği yerde, konuşacak-anlatacak birilerine ihtiyaç olmasına rağmen, bir tane Allah’ın kulu çıkmıyor. Tanıdığımız ve tanıştığımız herkese teklifler götürsek de, mazeretleri daha çok olunca Bu ölüm sessizliğine bir ses olsun diye, Bismillahirrahmanirrahim diyerek sohbetlerimize başladık, Toplumda onlarca ilim sahibinin yanında, bizim sohbetlerimiz bir damla misali olsa da, susuzluğa ne kadar etkili olacaktı bilmiyoruz ama, bir damlanın birilerine can suyu olması ümidi ile diyoruz,,,
Beş sene içerisinde hiçbir mazerete sığınmadan, hiçbir aksama yaşamadan, yaz-kış demeden yüzakımızla Cuma sohbetlerini başarıyla tamamladık,,,
Müslümanların üzerinde oluşturulan korku imparatorluğu yıkılmış, tecrübelerinden ve ilimlerinden faydalanacağımız çok değerli gördüğümüz hocalarımızdan bazıları, güzel yüzlerini göstermeye başlamışlardı. İşte bunlardan birisi yanımıza geldiğinde birkaç kişi ile oturuyorduk, onu tanıyanlardan biri, Mehmed hoca dedi.
Bu ilim ehli hocaya hürmeten, onun yanında susmam gerektiğini, sevgi ve saygımı belirtmek için ilk karşılaşmamda ilan ettim,
– Arkadaşlar okyanus göründüyse teyemmüm bozuldu, dedim.
(,,,Böyle dememi gerekli kılan sebeplerim o kadar çoktu ki, her şeyden önce ilim ehli hocaların yanında konuşmak adaba uygun değildi. Onlar; ilim ve tecrübeleriyle görmüş-geçirmiş olması hasebiyle, tecrübe ve bilgilerine hürmeten susmak, en doğru olanı diye düşünürüm. Çocukluk ve gençlik yıllarımda bile, daima bu düşünceler bende hakimdi. Ne zaman bir düğün evine gitsem veya ne zaman bir cenaze evine katılsam, Yaşlıların ve gençlerin ayrı-ayrı odalarda oturduğu ortamlarda, tercihimi büyüklerden yana kullanır ve onların arasına oturur, Hayran olduğum bilgilerinden ve tecrübelerinden faydalanırdım,,,)
Daha önce hiç kimselerin uğramadığı ve beş senedir sohbet yaptığımız yere, şimdilerde birbirinden güzel hocalar dersler yapmaya başladı. Neredeyse her saat başı sohbetler oluştu, bu güzelliği oluşturan güzel hocalarla beraber, büyük külfetlerde gelmeye başladı. Bazı hocalar sohbetin gününü beğenmezken, bazıları sohbetlerinin saatlerini sorun etmesi nedeni ile buradaki çözümsüzlüğü artırdı. Ümmetin yardımlarıyla oluşturulan bu yer herkese açıkken, iki kardeş hoca buranın her şeylerine karışmaya ve sahiplenmeye başlaması, kendilerinden olmayan ve kendileri gibi düşünmeyen Müslümanlara, engeller çıkarmaları. Sonradan geldikleri yere, son sahibi olmak azmiyle olsa gerek bunu açıkça gösterdiler, Hatta teklif edilen isimler arasında, taşan hoca’nın sertliğini bahane ederek engel çıkardıkları gibi, Başka bir hocayı da başka mazeretlerle silmeye çalışmaları, işin ihtiras boyutunun büyüklüğünü gösteriyordu… Acaba yanılıyor muyum? dediğimde görünen köye kılavuz gerekmediği belliydi; Bu mekan onların yakınlarıyla dolmuştu; 1. olarak; Mehmet hoca önce kendi başladı, 2. olarak kardeşi başladı, 3. olarak hocanın oğlu, 4. olarak kardeşinin büyük oğlu, 5. olarak kardeşinin küçük oğlu, 6. olarak Hocanın damadı, 7. olarak hocanın torunu, 8. kişi Hocanın arkadaşı, 9. kişi hocanın öğrencisi derken,,,,, neredeyse günün her saati, haftanın yedi günü boyunca konuşma istek ve arzuları işgale sebep oldu… Bu neyin nesidir? Topluma karşı vitrin, seyirciye imaj gösterisi mi?
Toplum içinde öyle hocalar var ki, canım-ciğerim dersin, onları dinledikçe-dinleyesin gelir, sevdikçe-sevesin gelir, Sevgin-saygın hep ahiretlik tir. Öyleleri de var ki; iyi ki onları tanımadan-tanışmadan İslam la tanıştım dersin. Onlar; Nisa-Masa-Kasa sevdalıları, Onlar; kendilerinden olmayanları veya kendilerinin boyundurukları altına girmeyenleri, laflarıyla ötekileştirmek, yalnızlaştırmak ve kendi saltanatlarını sağlamlaştırmakta olanlardı. Onların davranışları gök gürültüsü gibi yırtar ortalığı, seni anlamak isteyenlere engel olduklarını zannederler, zandan ibaret düşünürler. Onlar; Tevhid merkezli gönül sarayımızı yıkmaya çalışan üç ayaklılar dı… Onlar kimdi?;
Nisa’dan biri; Odun taşıyıcısı olarak ortaya çıkan, kartal burunlu kadın,
Masa sahibi olan; Kurumda ağalığını ilan ederek masaya kurulan Rıfk görünümlü adam,
Kasa sahibi olan; Kirli ittifaka zekice aracılık eden kişi,
Hoca olanı da; Gerçekten samimi bir hoca ise, Adam kazanmanın sorumluluğunu taşır, değil mi?
Güzel sonuç Allah yolunda gidenleri sevmek, engelleyenleri sevmemek ti, İşte bizde bu sözlerimizle bunları anlatıyoruz. Düşmanlık ancak Müslümanları engelleyen, Nisa-Masa-Kasa ve Hocalardan kim varsa onlaradır. Zulüm üzerine kurulan ittifaklar, zulümatın çoğalmasına sebep olacaktır, sünnetullah gereği zulme rıza zulümdü.
Ateşe odun taşıyıcısı kartal burunlu kadın ile iş birliği yapan Rıfk görünümlü adam, zulme zekice aracılık eden ve üçlü çeteye onay veren hoca, bu ümmetin tepesinde duran cellatlar gibi olmuşlardı. Kıyımlarını ve yıkımlarını doğruluk adı altında yapmaları en iğrenç olanıydı. Bu insanların akılları ayak, ayakları akıl olmaktan kurtulmadıkça, üzerlerinde taşıdıkları ifrat ve tefrit hastalıklarını yaymaya devam edecekler. Gerçekte bunlar Müslüman mı diye sorgulamak lazım? Bunlar kemiklerine et giydirilmiş insan türü varlıklar mı, diye düşünmek lazım?
Böyleleriyle tanışmadan önce, vahiyle tanıştıran Allah’a hamd olsun. Şüphesiz ki Allah, insanlara örnek olarak Hz Muhammed (s)’i Alemlere rahmet, Mü’minlere güzel örnek ve bütün kullara hüccet olması için, hidayet için göndermişken, Nisa-Masa-Kasa yı oluşturan üçlü çetenin yaptığı gibi amaçlarını araç haline getirenlerden Allah’a sığınırız. Sahiplendikleri mekanı ‘’demirci’’ atölyesine çevirenlerden, kendi istek ve arzularına göre insanlara şekiller vermeye çalışanlardan Allah’a sığınırız.
Üçlü çetenin işbirliğine güvenerek her gün birkaç defa konuşan hoca, kabaran iştahını tatmin etmek için üçüncü bir sohbete hazırlık yapmakta, tek oturuş da 1 cüz okuyup anlatma derdinde,,, (Ve bu olayı İbrahim hocanın sohbet gündemine taşıyan Rıfk görünümlü insan, Mehmed hoca ile yaşadığı sorunu anlatıyor,,,) Bunları duyduktan sonra, Benim konuşmalarıma engel olanlara çanak tutan hoca, Anlattığım sohbetlerimin kaldırılmasına yönelik hareket eden hoca, haftalık olan sohbetimize müdahale eden hoca, Altmış yaşını geçtikten sonra çocukça ikili oynar mı? Olmamalı değil mi?
Bu bilgileri bildiğimden habersiz olduğumu varsayarak, iyi niyetimi muhafaza etmek için, Aklı başında hiçbir hoca böyle ikili oynayamaz düşüncesiyle… Bunlar Nedir? Ne değildir? diye ziyaretine gittim. Çünkü; Tek taraflı hiçbir insan yargılanmamalı diye hocanın yanındayım. Her zaman ki gibi güler yüzüyle karşıladı, hatta iki tanede misafiri vardı, Müsait olduğumuz bir zamanda, Yapılan haksızlığın giderilmesini söylediğim halde, kendisinin bile fazla gitmediğini, gitmek istemediğini söylerken, ben onun adına utanıyordum… Sonra dayanamadım tamam da, siz böyle demişsiniz diye duyduklarımı hatırlatınca; Çok ustaca geçiştirme ve baştan savma yeteneğini kullanarak, ‘’Ben istedim ama olmadı’’ ‘’kabul görmedi’’ diyerek bu konudaki kabiliyet yeteneğini gösterdi. Bu kadar pişkinlik karşısında söyleyecek söz bulamadığım için sustum. (Bir günde üçüncü bir konuşma istediği ‘’Kabul görmemiş’’ söylemi içimde dalga-dalga yankılanıyorken) Odun taşıyıcısı kadınla iş birliği yapan Rıfk görünümlü ağanın duasını yapan Mehmed hoca ve bu duaya amin diyen zeki görünümlü insan, O gün taş oldular da çığlığımızın acısını duymadılar,,,,,
Üçlü çetenin kurulmasından yedi yıl sonra, batıl olan ittifakları bozulmuştu,
Nisa’dan olan biri; Ateşe odun taşıyıcısı kartal burunlu kadından haber alınamadı,
Masa sahibi olan; Bulunduğu yerin ağalığını bıraktı,
Kasa sahibi ise; Zekiliğini batıldan yana batırdı,
Hoca da; Kendi avanesiyle birlikte, sahiplenmeye çalıştıkları kurumu terk etmek zorunda kaldı.
,,,İşte dostlar; Anlattığım bütün hikayeler mutlu sonla bitmiyor, bu hikayede diğer hikayelerin yanında tuzu-biberi olsun…
Seyyid Muhammed İsmail – Konya
