Kategori: Dua-i Şerif

Alimlerden Dualar

Ey Rabbimiz!

Ey Rabbimiz! İbadetlerimizi, taatlerimizi kabul et. Şüphesiz ki sen dualarımızı işiten, niyetlerimizi bilensin, tevbelerimizi kabul et. Şüphesiz Sen, tevbeleri çokça kabul edensin.

Allah’ım, dinim, dünyam, çoluk çocuğum ve malım içinde sağlık ve afiyetle yaşamamı nasip eyle. Allah’ım, kusurlarımı ört, beni korktuklarımdan emin eyle.

Allah’ım, önümden, arkamdan, sağımdan solumdan, üstümden ve altımdan gelecek tüm kötülüklerden sana sığınırım. Allah’ım, vücuduma sağlık ver. Kulağıma sağlık ver, Senden başka ilâh yoktur..

Allah’ım, küfürden, fakirlikten, kabir azabından sana sığınırım. Senden başka ilâh yoktur.

Allah’ım, benim Rabbim sensin. Senden başka ilâh yoktur. Beni Sen yarattın, ben Senin kulunum. Elimden geldiğince Sana verdiğim kulluk sözü üzerindeyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Bana olan nimetlerini ve bu nimetlere karşı benim günah ve kusurlarımı itiraf ediyor, beni bağışlamanı diliyorum.Senden başka günahları bağışlayacak yoktur.

Allah’ım, kederden, tasadan,âcizlikten, tembellikten,cimrilikten, korkaklıktan, borç altında ezilmekten, düşmanlara yenilmekten sana sığınırım. Allah’ım, bu günün önünü salah, ortasını felâh, sonunu başarılı kıl.

Bize dünya ve ahiret  iyiliği ver. Ey Merhametlilerin en merhametlisi Allah’ım! Haksızlık etmekten, haksızlık edilmekten, saldırmaktan, saldırılmaktan, hata işlemekten, bağışlamayacağın bir günaha düşmekten sana sığınırım.

Allah’ım, beni en güzel amellerle en güzel ahlâk sahibi olmaya ilet, senden başka güzel ahlâka götürecek yoktur. Allah’ım, beni kötü amel ve kötü ahlâktan uzaklaştır.

Allah’ım, Dinimi düzelt, evimi genişlet, bana verdiğin rızkı mübârek eyle. Allah’ım, kalb katılığından, gafletten, zillet ve meskenetten, sana sığınırım..

Allah’ım, Küfürden, fısktan, nifak ve ayrıcalıktan, gösterişten sana sığınırım. Sağırlıktan, dilsizlikten, cüzamdan, kötü hastalıklardan sana sığınırım.

Allah’ım, nefsime takvâ ver,onu temizle, nefsi en iyi temizleyen sensin.  Nefsimi velisi ve mevlâsı sensin. Allah’ım, faydasız ilimden,korkusuz gönülden, doymayan nefisten, kabul edilmeyen duadan sana sığınırım. Allah’ım, yaptığım ve yapmadığım şeylerin şerrinden sana sığınırım.

Allah’ım, üzerimde bulunan nimetlerin gitmesinden, sağlığımın ters dönmesinden, ansızın bastıracak öfkenden ve her türlü gazabından sana sığınırım.

Allah’ım, yıkıntı altında kalmaktan, düşmekten, boğulmaktan, yanmaktan, ihtiyarlıktan,ölüm  sırasında şeytanın beni şaşırtmasından sana sığınırım.

Allah’ım, kalbimin mühürlenmesine sebep olacak tamahtan sana sığınırım. Allah’ım, kötü huy ve amellerden, heveslerden ve hastalıklardan sana sığınırım. Borç altında kalmaktan, düşman kahrından, düşmanların gülmesinden ve kınamasından sana sığınırım.

Allah’ım her işimin koruyucusu olan dinimi düzelt. Geçim yerim olan dünyamı düzelt. Ahiretimi düzelt. Hayatta iken daha çok iyi işler yapmamı nasip eyle. Ya Rabbim! bana yardım et, beni ezme, ezdirme, bana zafer ver, yenilgiye uğratma. Bana doğru yolu göster, doğru yolda yürümemi kolaylaştır.

Allah’ım, Seni zikreden, Sana şükreden, itaat eden, Sana boyun eğen, yalvaran bir kul eyle. Ey Allah’ım, Tevbemi kabul buyur, beni günahlarımdan arındır, duamı kabul et, hüccetimi sağlam yap, kalbimi sana yönelt, dilimi gönlümü aydınlat.

Allah’ım, Bana işimde sebat, doğru yolda kararlılık ver. Nimetine şükür ve sana güzel kulluk etmeyi nasip eyle. Bana sağlam bir kalb, doğru konuşan dil ver. Bana Senin bildiğin tüm iyilikleri vermeni, ve bildiğin tüm kötülüklerden beni korumanı dilerim.

Allah’ım! Seni ve Seni sevenleri sevmeyi ve beni sana yaklaştıracak işleri sevmeyi nasip eyle. Allah’ım! Duaların en hayırlısını, başarıların en üstününü, sevapların en mükemmelini ihsan buyur.

Allah’ım, ayaklarımı doğru yolda sağlamlaştır. Sevap tartılarımı ağırlaştır. Hatalarımı bağışla, Cennetin en yüce derecelerine ermemi nasip eyle.

Allah’ım, Adımı yükselt, günahımı at, kalbimi temizle, namusumu koru. Ruhuma yaratılışıma, ahlâkıma, âileme, yaşamıma, işlerime kutluluklar ver iyi amellerimi kabul buyur.
Allah’ım, belanın sıkıştırmasından, bedbahtlıktan, kötü kazadan, düşman şerrinden sana sığınırım. Ey kalbleri evirip çeviren Rabbim ! kalbimi senin dinin üzerinde sağlam tut, kalblerimizi sana itaate döndür.

Allah’ım! Kalbimi nifaktan, amelimi riyadan, dilimi yalandan, gözümü hiyanetten temizle. Şüphesiz sen gözlerin hain bakışlarını ve gönüllerin gizlediğini bilirsin.

Allah’ım, bize zâtından korku ver ki günah işlememize engel olsun. Bizi cennetine ulaştıracak her türlü söz, fiil ve ameli nasip eyle. Cehennemden ve ona götürecek her türlü söz, fiil ve amelden de sana sığınıyoruz.

Allah’ım! Peygamber’im Hz.Muhammed’in senden istediği bütün hayırları biz de istiyoruz, Sana sığındığı bütün şerlerden biz de sana sığınıyoruz.

Allah’ım, Bize haksızlık edenlerden öcümüzü al, düşmanlık edene karşı bize zafer ver, bizi dünyanın peşinden koşturma, dünyayı, en çok düşündüğümüz, tasasını çektiğimiz bir varlık haline getirme. Günahlarımızdan ötürü bizi belalara düşürme ve Senden korkmayan kimseleri üstümüze salma..

Allah’ım, Senden doğru iman, güzel huy, âfiyet ve sağlık ihsan buyurmanı diliyorum.

Allah’ım, senden yardım ve kurtuluş dileyen ve huzurunda korkudan titreyerek günahlarını itiraf eden zavallı bir yoksulum. Bir zavallı kulun olarak sana yalvarıyor, boynu bükü bir aciz olarak sana sığınıyor, huzurunda zilletle eğilmiş bir biçare olarak sana yalvarıyorum.

Ey Rabbimiz! bize dünyada iyilik, âhirette de iyilik ver ve bizi cehennem  azabından koru.

Allah’ım, beni ve çocuklarımı namazı devamlı kılanlardan eyle, Ey Rabbimiz, dualarımızı da kabul eyle, hesap günü  beni, annemi babamı ve bütün Müslümanları bağışla. Müslümanları dinlerinde daim eyle, hayat şartlarını kolaylaştır. Onlara güven ver, borçlarını ödemede kolaylık ver. Hastalarına şifa ver. Uzakta olanlarına selamet ver. Gönüllerine ferahlık ver. Kalplerindeki kin ve nefreti gider. Onları birbirine ısındır.Peygamberlerinin yolunda sabit kıl. Düşmanlarına karşı onların yardımcısı ol Allah’ım!.

Ya Rabbi! Bizi kötülükten uzaklaştıran ve kendisi de kötülükten uzak duranlardan eyle. Daima helal olan şeyleri nasib et ki, harama düşmeyeyim. İbadet ve taatınla meşgul olmayı nasib et ki, günah ve isyana düşmeyeyim. Lütuf ve ihsanını esirgeme ki, senden başkasına muhtaç olmayayım.

Ey bağışlaması bol rabbim! Beni bağışla Şüphesiz Sen çok affedicisin. Affetmeyi seversin. Beni affet.

Ey merhametlilerin en merhametlisi Rahman ve Rahîm olan Allah’ım! Salât ve Selâm Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s)in ve O’nun âl ve ashâbı üzerine olsun. Hamd ve senâ ise, âlemlerin Rabbi olan Allah’a c.c mahsustur.

Ölüm gelmeden önce tevbe etmekte acele ediniz.”

(Münâvî, Feyzü’l-kadîr, V, 65)
Cenâb-ı Hak, insanoğlunu doğuştan hayra daha fazla meyilli olarak halketmiştir. Ancak, doğduğu andan itibaren yakın ve uzak çevresi, onun şekillenmesine tesir eder. Evlatlar, temiz fıtratlarıyla anne-babaya teslim edilen ilâhî emânetlerdir.

Bu hakikat, Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle beyân edilmiştir:

“(Ey Rasûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dîne, Allâh insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir! Allâh’ın yaratışında değişme yoktur! İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (er-Rûm, 30)

Ebeveynin, böyle temiz bir fıtratla yaratılıp kendisine emânet edilen yavrularını, hayır-hasenat ile tezyin etmeleri zaruridir. Onlar, ellerine teslim edilmiş bu ilâhî emânetleri, iyilik ve güzelliklerle bezeyebilecekleri gibi günah ve kötülüklere de alıştırabilirler. Bu hakikati Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle ifade buyurmuşlardır:

“Her doğan çocuk, İslâm fıtratı üzere (temiz ve günahsız olarak, tevhîde meyilli bir şekilde) doğar. Daha sonra ana-babası onu (inançlarına göre) ya hristiyan, ya yahûdî ya da mecûsî… yapar.” 

(Müslim, Kader, 22; Buhârî, Cenâiz, 92)

Her insanın iç âleminde müsbet ve menfî temâyüller bir arada bulunmaktayken, insanın doğuşta hayra daha fazla meyilli olması çok hikmetlidir. Bu özellik, öncelikle Allah Teâlâ’nın rahmetinin gazabını geçmesinin kulları üzerindeki bir tecellîsidir. Diğer taraftan yine bu hadîs-i şerîf, hâricî şartların ve toplumun, çocukluk çağındaki insanlara ne kadar çok tesir ettiğini göstermektedir. Öyle ki, o ilk çocukluk yıllarındaki sâfiyet, berraklık ve temizlik dikkatle korunmadığı takdirde zamanla kirlenmeye ve yok olmaya başlar.

Bu sebeple çocuğun eğitimi öncelikle anne kucağında başlar. Annenin ağzından çıkan her kelime, çocuğun şahsiyetine konulan bir tuğla mesabesindedir. Anne yüreği, çocuğun eğitim gördüğü bir sınıftır. Bir Arap atasözünde dendiği gibi, “el-Ümmü medresetün: Anne bir mekteptir.” Şefkatin en büyük menbaı, analardır. Ana terbiyesinden mahrum çocukların terbiyesi güçleşir. Yüksek karakterli kişiler daha çok, sâlihâ annelerin yetiştirdiği evlatlardır.

Böyle sâlih ebeveynin terbiyesinde büyüyen çocukların ilk öğrendikleri davranışlar, tekrar ede ede alışkanlıklar hâline dönüşür. Ama kötü bir âile veya toplum içinde büyüyen çocuklarda da kötü alışkanlıklar yeşermeye başlar. Sonuç olarak bu alışkanlıklar, insanı belli bir kalıba sokar ve artık insan, tekrar edegeldiği bu alışkanlıkların esâreti altında yaşamaya başlar.

Mevlânâ Hazretleri, mânevî dünyadan uzaklaşarak süflî arzularla dolan kimselerin hâlini bir hikâye tarzında şöyle tasvir etmektedir:

“Tatlı sözlü, fakat sert huylu adamın biri yol üstüne dikenli çalı dikmişti.

Yoldan geçenler onu ayıpladılar;

“Bunları sök at.” dediler.

Fakat o ihmal etti ve onu sökmedi. O dikenli çalı, her an biraz daha büyüyor, çoğalıyordu. Halkın ayağı, diken yarası ile kanlara bulanıyordu. Geçenlerin elbisesi dikenlerden yırtılıyor, yalın ayak gezen yoksulların ayakları paramparça oluyordu. Bir Hak dostu o adama;

“Bunları sökmelisin!” diye emir verince, o:

“Evet, sökerim.” dedi. Fakat “Yarın, öbür gün sökerim!” diye ihmal etti. Bu müddet içinde de diktiği dikenler kökleşti, kuvvetlendi. Yine Hak dostu olan kişi ona:

“Ey vaadini yerine getirmeyen, sözünde durmayan kişi!.. Beri gel, söz verdin, sürüncemede bırakma! Vazifeni yerine getir, artık daha fazla ihmal etme!.. (Helâke yaklaşıyorsun!..)” dedi. Çalıyı diken adam:

“Merak etmeyin, sökerim.” dedi.

O Hak dostu:

“Çabuk ol, işi savsaklama, vaadini yerine getir!” diye nasihat etti.

“Sen yarın bu işi görürüm diyorsun ama, şunu iyi bil ki, gün geçip gittikçe o dikenler daha çok artıyor, kuvvetleniyor.

Onu sökecek olan sen de ihtiyarlıyorsun, güçten kuvvetten düşüyorsun. Şunu bil ki, diken güçlenmede, boy atmada; diken sökecek kişi olan sen ise ihtiyarlamaktasın; gü­cün kuvvetin de devamlı eksilmede… Çabuk ol, vaktini boşa geçirme… Kendi helâkini hazırlama!…”

Hikâyede mecâzî olarak ifade edilen dikenler, insandaki benlik, bütün nimetleri kendinde toplama hırsı, israf çılgınlığı ve her çeşit günah ve kötü alışkanlıklardır. Bu günahlar, farkında olmadan insanın rûhânî hayatını zedeleyerek onda merhametsizlik, duygusuzluk, Allah’ın mahlûkâtına hizmetten uzak kalmak ve kendini beğenme (ucub) gibi menfî hâllere sevk eder. Bu ise, insanın kalbinin mânen ölüm hastalığına yakalanması demektir. Kalbin günah dikenlerinden kurtuluş yolunun ancak takvâ ile olduğunu şu misal ne güzel ifade eder:

Hazret-i Ömer, bir gün Übey bin Kâ’b -radıyallâhu anh-‘a takvânın ne olduğunu sormuştu. Übey -radıyallâhu anh- ona:

“Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer?” dedi.

Hazret-i Ömer:

“Evet, yürüdüm.” karşılığını verince bu sefer:

“Peki, ne yaptın?” diye sordu. Hazret-i Ömer de:

“Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün gücümü sarf ettim.” cevâbını verdi.

Bunun üzerine Übey bin Kâ’b şöyle dedi:

“İşte takvâ budur.” (İbn-i Kesîr, Tefsîr, I, 42)

Takvâ, insanın kendi fânîliğini unutmamasıdır. Zira ham nefsin mayasında fânîliğe isyan vardır. O nefis, sonsuzluğun seyyâhı olmak ister. Dünyadaki fânî hayatın kabına sığamaz. Ebedîliğin hasretiyle fânilikten kaçış hâlindedir. Bu yüzden fânîliği hatırlatan ölüm, nefsin gözünde korkunç hâle gelir. Aklın ve kalbin icabı ise, kuru bir ölüm korkusu yerine, nefsânî arzuları bertaraf edip amel-i sâlihlerde bulunarak ölümü güzelleştirmektir. Kelâm-ı kibârda buyrulur:

“Dünyadan ebedîlik isteme, kendinde yok ki, sana versin!..”

Hazret-i Ömer de, dünyanın gerçek yüzünü ifade eden ve bu fânî dünyada hür yaşamanın yolunu gösteren hikmetli kelâmlarında:

“Dünyaya az meylet ki, nefsinin esaretinden kurtulup hür yaşayasın!..” buyurmaktadır.

Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, günahlar, cennet yasaklarıdır. İnsan bu hatalarını artırdıkça, cennete girme imkânı da daralmış olmaktadır. Bu yüzden hatalardan vazgeçilecek, yeni ve güzel amel-i sâlihler edinilecek mevsim, gençlik devridir. Zira gençlikte Allah’a yaklaşmak, hem daha kolay, hem de daha bereketlidir. Fakat bu hususta da aceleci olmak ve hayırlı niyet ve amelleri tehir etmemek gerekmektedir. Çünkü ömür kısa, vakit ise hızla tükenmektedir. Nitekim:

“Yarın diyenler helâk oldu!..” buyrularak nefsin en büyük tuzaklarından biri olan erteleme ve ihmal etmeye dikkat çekilmiştir. İnsanın ölümü sık sık ve derin olarak tefekkür etmesi de, tevbenin kıvamını arttırır. İmam-ı Rabbânî Hazretleri buyurur:

“Ölmek felâket değildir, asıl felâket öldükten sonra başa gelecekleri bilmemektir.”

Hazret-i Ali -kerremallâhu vecheh- de:

“Dünya arkasını dönmüş gidiyor, âhiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendine has evlatları var.

Sizler âhiretin evlatları olun.

Sakın dünyanın evlatları olmayın.

Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok.” buyurmaktadır.

İnsanın kötü alışkanlıklar edinmesinde, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, çevresinin çok büyük bir rolü vardır. Zira insanlar, bulundukları ortama göre şekil alırlar. Kötü çevrenin tesiriyle başlangıçta tedirgin bir şekilde ilk hatalarını işleyen insanlar, bu konuda bir ikaz veya mânî ile karşılaşmadıkları müddetçe, işlediği günahlar kulağa hoş gelen bir mûsikî gibi onları gaflete dûçar ederek mânevî dünyalarını hüsrana uğratır. Bu yüzden insanlar; sahip oldukları akıl, irâde ve gönül dünyalarının rûhânî ahengi içinde menfî ortamlardan uzaklaşmazlarsa, kalbler, yavaş yavaş o ortamın rengine boyanmaya başlar.

Bu hususta Gazâlî Hazretleri:

“Gâfillerle zihnî yakınlık, zaman içinde kalbî ünsiyete döner. Bu da kişinin helâkine sebep olur.” buyurmaktadır.

İnsan kelimesinin kökü, ünsiyet ile alâkalıdır. Bu sebeple insanoğlunun kalbî hayatı da içinde bulunduğu toplumun seviyesine göre, ya rûhâniyete mazhar olur veya harâbe hâline döner. Netice olarak kurtuluş yolu samimi ve amel-i sâlihlerle takviye edilen bir istiğfardan geçer. Lâyıkıyla tevbe edebilmek, ancak kalbin seviyesine bağlıdır. Zîra Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

“Günah işlemekten vazgeçmek, tevbe ile uğraşmaktan daha kolaydır.” buyurmuştur.

Ezcümle tevbede dikkat edilecek hususlar da şunlardır:

İlk olarak yapılan hataların farkına varılmalıdır. Zira nefis ve şeytan, insana yaptıklarını süslü ve güzel gösterir. Bir kötülük baştan kerih gelse bile, tekrar ede ede basitleşir ve insana normal gelmeye başlar. Bu yüzden öncelikle yapılacak şey, iyi ile kötünün farkına varmaktır.

Bu hususta insanın, bizzat hatanın küçük veya büyük olmasından ziyâde kime karşı yapıldığına dikkat etmesi gerekir.

Kendisine sayısız nimetler veren Rabbine karşı unutkanlık, isyan ve nankörlükte bulunmak, elbette hataların en büyüğüdür. Öyleyse küçük-büyük farkında önce, kendisini her ân gözeten, her türlü ihtiyacını karşılayan Cenâb-ı Hakk’a karşı kulluk ve itaatteki durumumuz daha ehemmiyetlidir. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir müminin günah karşısındaki sıkıntısını şöyle ifade buyurur:

“Mü’min, günâhını şöyle görür: O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. «Dağ üzerine düşer mi?» diye korkar durur. Fâcir (günahkâr) ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür.” (Buharî, Deavât 4; Müslim 3)

İkinci olarak, hatalardan dolayı pişmanlık duyulmalıdır. Sadece dil ile tevbe etmek veya pişman olmak yeterli olmaz. Samimî ve bir daha yapmamak üzere derin bir pişmanlıkla tevbe edilmesi gerekmektedir. Zira âyet-i kerimede buyrulur:

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının.

Ne babanın evlâdı, ne de evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin.

Bilin ki, Allah’ın vaadi hakikattir.

Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan,

Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın!” 

(Lokman, 33)

Eğer yapılan hatalar, insanlara zulüm şeklinde ise, hak sahibinden helâllik dilemek ve hakkını iâde etmek gerekir.

Ayrıca Allâh nazarında tevbekâr sayılmak için, tevbe ederken Allâh’ın rızâsı dışında, mal ve sıhhat endişesi gibi dünyevî bir gâye güdülmemelidir. Sadece insanların dedikodusu ve ayıplamasından sakınarak, günah işlemeyi terk etmek; netice itibariyle hayır ise de, Allâh’ın rızâsını kazandırmaya yetmeyebilir.

Üçüncü husus, kendisini kötü yola sevkeden çevre veya arkadaşların değiştirilmesi, yeni ve daha güzel bir çevreye müracaat edilmesi gerekir. Güzel, temiz ve mutlu bir hayatı kucaklayıp ömür boyu bahtiyar yaşamanın ilk şartı, sâlih ve sâdık kimselerle bir arada olmaktır. Zira âyet-i kerîmede:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun!” (et-Tevbe, 119) buyrulmuştur.

İnsanların sâlih ve sâdıklarla beraber olması ve dolayısıyla sâdık ve sâlih oluşu; kıyamet gününde de fayda verecektir. Nitekim diğer bir âyet-i kerimede de:

“O gün sâdıkların sıdkının fayda göreceği bir gündür…” (el-Mâide, 119) buyrulmaktadır. İmam-ı Şâfiî de bu hususta şöyle buyurur:

“Kendini Hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgal eder.”

Dördüncü husus, yapılan hata ve günâha geri dönmeyi, ateşe atılacakmış gibi çirkin ve kötü görmek gerekir. Bir daha o günaha kaydırabilecek vasıtalara bile yaklaşmamalıdır.

Tevbe, ya küfürden ya da günahtan olur. Küfürden tevbe edip iman edenin tevbesi, kesinlikle makbuldür. Günahtan tevbe edenin tevbesi ise, samimiyet ve pişmanlıkla yapıldığı takdirde makbuldür. Bunun şartı da, kulun tekrar o günâha dönmemesidir.

Zâten,”Günâhtan tevbe, nedâmet ve istiğfardan ibârettir.” (Ahmed bin Hanbel, VI, 264) hadîs-i şerîfi de, tekrar günaha düşürmeyecek bir tevbeye işâret etmektedir. Enes İbni Mâlik -radıyallâhu anh-‘den rivâyet edildiğine göre Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını alır: Allâh ve Rasûlünü, (bu ikisinden başka) herkesten fazla sevmek. Sevdiğini Allah için sevmek. Allâh kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek…”

(Buhârî, Îmân 9, 14; Müslim, Îmân 67. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 10)

Tevbe ve istiğfarda bulunmak için illâ günah işlemiş olmak gerekmez.

Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Ey insanlar!.. Rabbinize tevbe edin. Allâh’a yemin ederim ki, ben Rabbim Tebârek ve Teâlâ Hazretlerine günde yüz kere tevbe ederim.” 

(Müslim, Zikr, 42) buyurmuşlardır. (1)
Kendisi bu şekilde Cenâb-ı Hakk’a ilticâ eden Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, insanın hataya karşı zaafını ve bunun reçetesini de şöyle hülâsâ etmiştir:

“İnsanoğlunun her biri hata işler. Ancak hata işleyenlerin en hayırlısı tevbekâr olanlarıdır.” 

(Tirmîzî, Kıyâme, 50; İbn-i Mâce, Zühd, 30)

Bu itibarla bâzen bir günah, affı için bin gözyaşı ister; bâzen de bir damla yaş, bin günahı temizler.
Son olarak, Allâh Teâlâ’nın tevbe kapısının herkese, her an ve her günah için açık olduğunu unutmamalıdır. Lâkin tevbenin şartlarına da dikkat edebilmelidir. Nitekim âyet-i kerimede, hem Allâh’ın rahmetinin genişliğine dikkat çekilmiş, hem de bir an önce Allâh Teâlâ’ya dönülmesi istenmiştir:

“Ey kendilerinin aleyhinde çalışarak haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.”

“Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün, O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.”

(ez-Zümer, 53-54)

Tevbe ve istiğfar için, Allah’ın rahmetinin coştuğu vakitler olan seherleri ganimet bilmelidir. Gece ve gündüz, her fırsatta tevbe etme imkânı varken, özellikle seher vaktinde tevbe ve istiğfar etmenin ayrı bir ehemmiyeti vardır. Âyet-i kerîmede buyrulur:

“O muttakîler, geceleri pek az uyurlar, seher vakitlerinde de istiğfâra devâm ederlerdi.”

(ez-Zâ­ri­yât, 17-18)

Hülâsâ tevbenin seviye kazanabilmesi için şu hususları da nazara almak îcâb eder:

Tevbe edenin kalbinden çıkan ilk söz, “acziyet”in itirafı olmalıdır. İçimizdeki sefil “ben”likten bir zerre bile kalmış ise, tevbe ve duâ gayesine varamamış demektir. Tevbede dilenilen, ilâhî rahmet ve berekettir. Tevbede isteriz ki, sonsuz bir kudret sahibi olan Hak Teâlâ bize acısın ve üzerimize lutfunu yağdırsın!.. Şunu iyi bilmek îcâb eder ki, büyük ruhlar, yani Peygamberler ve Hak dostları, dâimâ istiğfar ve duâ hâlinde yaşayanlardır.

Ya Rabbî! Aşk, vecd ve samîmî gözyaşlarıyla ilâhî rahmet ve mağfiretinden nasîb alabilmemizi lutfeyle!.. İlâhî rızâna nâiliyet ümidiyle, yarattıklarına merhameti, gönüllerimizin tükenmez hazinesi kıl!.. Âmin.

1.Aynı hadîs-i şerîf, ‘yetmiş kere’ şeklinde de rivâyet olunmuştur. (Buhârî, Deavât, 3; Tirmîzî, Tefsir, Muhammed  Sûresi)

Sahabeden Dualar

Sahabeler, Ashab-ı Kiram

Sayfa: (1/1)
 

uslu:

Hoş Geldiniz Kardeş, Buradaki Bağlantı Adresi Sadece Foruma Üye Olanlara Gösterilir.  

  

Hz. Ebubekir’in Duaları

– Kulağıma geldiğine göre Ebubekir duasında şunları söylüyordu: “Ey Allah’ım! İşimin sonunda hayr olan nesneyi senden istiyorum. Yarab! Hayırdan bana vereceğin, rızan ve minnet cennetlerinde yüce mertebeler olsun.”[194]

– Ebubekir duasında şöyle derdi:

“Ey Allah’ım! Ömrümün hayırlısı ömrünün sonu, amelimin hayırlısı, sonraki amellerim ve günlerimin hayırlısı, sana kavuşacağım gün olsun.”[195]

– Sözüne inandığım birisi bana, Ebubekir’in şöyle dua ettiğini haber verdi.

“Her şeyde nimetin tamamını senden istiyorum. Razı olacağın ve razı olduktan sonra da bunlara karşılık sana şükretmeyi senden istiyorum. Ey kerim! İçinde hayır olan her şeyin zorunu değil, kolayını senden isterim.”[196]

– Hz. Ebubekir duasında şöyle diyordu:

“Ey Allah’ım! Bana iman, yakîn, sağlık, afiyet ve iyi bir niyet ver.”[197]

Hz. Ömer’in Duaları

– Hz. Ömer

“Ey Allah’ım! Beni gafil bir şekilde yakalamandan, gaflet içerisinde bırakmandan ve gafillerden kılmandan sana sığınıyorum” diye dua ederdi.[198]

– Hz. Ömer şöyle dua ederdi:

“Ey Allah’ım! Amelimi salih kıl. Yalnızca senin için kıl ve amelimde başkası için hisse bırakma.[199]

– Hz. Ömer şöyle dua ederdi: “

Yarabbi! Beni ebrarlarla beraber öldür. Beni şerlilerin içerisine koyma. Ateşin azabından beni koru. Hayırlı insanlara beni ilhak eyle.[200]

– Hz. Ömer’den çoğu kere işittiğim şuydu:

Ey Allah’ım! Bana afiyet ver, beni affeyle.[201]

– Ben babamın

“Ey Allah’ım! Bana yolunda şehitlik mertebesi ver ve bana Peygamber’inin şehrinde ölmeyi nasip et” diye dua ettiğini işittim.
“Peygamber beldesinde olursan nerde şehid olacaksın?” dedim. Bana
“Allah, dilediğini her yerde yapar” dedi.[202]

– Hz. Ömer

“Yarab! Benim zulüm ve küfrümü affet” diye dua etti. Arkadaşlarından birisi “Ey mü’minlerin emiri! Zülüm tamamdır. Fakat buradaki küfür ne demektir?” diye sordu. Hz. Ömer “İnsan, zülüm ve nankörlük yapar” dedi.[203]

– Hz. Ömer Kâbe’yi tavaf ederken şöyle diyordu:

Ey Allah’ım! Eğer beni saaddette yazmışsan orada beni sabit kıl. Eğer beni şekavette yazmışsan, beni sil ve beni saidler listesine yaz. Çünkü sen dilediğini siler, dilediğini yerinde bırakırsın. Ümmü’l-Kitap senin katındadır.[204]

– Hattab’ın oğlu Ömer’i gördüm, kıtlık zamanında Rasûlullah’ın mescidinde gece yarısı namaz kılıyor ve

“Yarab! Bizi kıtlıkla helak etme. Bizden belayı kaldır” diyor ve bu kelimeleri tekrarlıyordu.[205]

– Hz. Ömer’in kıtlık senesinde bir izarı vardı. İzarın üstünde onaltı yama bulunuyordu. Abası da beş buçuk karıştı. Şöyle dua ediyordu:

Ey Allah’ım! Ümmet-i Muhammed  ’i benim günahım yüzünden helak etme![206]

– Hz. Ömer şöyle dua ederdi:

Yarab! Beni bir rekat namaz kılmış veya bir kere secde etmiş bir kimsenin eliyle öldürtme ki, kıyamet gününde o bir rekat namazla ve tek secde ile benimle tartışmasın.[207]

– Hz. Ömer küçük taşlardan bir yığın yaptı. Elbisesinin bir kısmını onun üzerine attıktan sonra orada sırtüstü uzandı ve ellerini göklere kaldırarak

‘Yarab! Yaşım ilerledi, kuvvetim zayıfladı, yardımcılarım yeryüzüne yayıldı. Sana karşı bir kusur işlememiş ve kulluğumu ihmal etmemişken beni huzuruna al” diyerek dua etti.[208]

– Hz. Ömer halife seçildiğinde minberin üzerine çıkarak Allah’a hamdu senâlar ettikten sonra

‘Ey insanlar! Ben bir dua edeceğim, siz de amin deyin” dedi ve şöyle dua etti: Allah’ım! Benim mizacım serttir, beni yumuşat. Ben cimriyim, beni cömert kil. Ben zayıfım, bana güç ver.[209]

– Hz. Ömer bir cenaze üzerine namaz kıldığında

“Allah’ım! Şu kulun dünyadan ayrılmış, dünyayı geride kalanlara bırakmıştır. Sen ona muhtaç olmadığın halde, o sana muhtaçtır. Dünyadayken “Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed  , Allah’ın kulu ve rasûlüdür” diye şehadet ederdi. Ey Allah’ım! Onu affet. Onun kusurlarından vazgeç ve onu peygamberine kavuştur” diye dua ederdi.[210]

– Hz. Ömer herhangi bir ölünün üzerine toprak attıktan sonra

“Yarab! Aile efradını, malını ve aşiretini sana teslim etti. Günahı büyüktür. Onu affet” derdi.”[211]

Hz. Ali’nin Duaları

– Hz. Ali

“Belanın meşakkatinden, şekavetin varlığından, düşmanların sevinmesinden sana sığınıyorum. Hapisten, kayda vurulmaktan, kamçılanmaktan sana sığınıyorum” diye dua ederdi.[212]

– Kulağıma geldiğine göre Hz. Ali şöyle dua ederdi:

“Ey Allah’ım! Günahlarım sana zarar vermez. Bana merhamet etsen sende bir eksiklik meydana gelmez”[213]

– Hz. Ali, hilali gördüğünde

“Yarab! Senden bu ayda; hayır, fetih, yardım, bereket, bol rızık, aydınlık, temizlik ve hidayet dilerim. Bu ayın şerrinden, bu ayda olacak şeylerin şerrinden ve bu aydan sonra olacak şeylerin şerrinden sana sığınıyorum” diye dua ederdi.[214]

– Hz. Ali’nin arkasında, Ali b. Muknif’in cenaze namazını kıldım. Dört tekbir getirdi, selam verdi. Sonra onu kabrine koyarak

“Yarab! Bu senin kulundur ve iki kulunun da evladıdır. Sana misafir gelmiştir. Sen de en güzel, en hayırlı konuk sahibisin. Onun kabrini genişlet, günahını affet. çünkü biz onu iyi olarak biliyoruz. Sen daha iyisini biliyorsun. Çünkü o senden başka ilah olmadığına, Muhammed  ’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şahidlik ederdi” diye dua etti.[215]

Abdullah b. Mes’ud’un Duaları

– Babam Abdullah b. Mes’ud’a

“Hz. Peygamber sana “İste! Allah verecektir” dediği gece hangi duayı okudun?“ diye sordular. Babam, benim okuduğum dua şuydu:
“Yarabbi! Geri dönmeyen bir iman, bitmeyen bir nimet ve huld cennetinin en yüksek derecelerinde Peygamberine arkadaş olmayı istiyorum”[217]

– Bir gece namaz kılıyordum. Hz. Peygamber ve Ömer yanımdan geçti. Hz. Peygamber bana

“İste! Allah sana verecektir” dedi. Ben sonra Abdullah b. Mes’ud’un yanına gittim, Abdullah bana
“Benim bir duam vardır, onunla dua edersen Allah isteklerini verir” diyerek “Yarab! Senden sarsılmayan bir iman…” diye başlayan yukarıdaki duayı okudu” diye kaydedilmiştir. Diğer bir rivâyette “Kesilmeyen bir gözün aydınlığını istiyorum” ziyadesi de vardır.[218]

– Hz. Ebubekir, Abdullah b. Mes’ud’un yanına gelerek

“Senin demin yaptığın dua nedir? Bana tekrarlar mısın” diye sordu. Abdullah
“Ben Allah’a hamd ve sena ettikten sonra “Senden başka ilah yok. Vaadin haktir. Seninle karşılaşmak haktır. Cennet haktır. Cehennem haktır. Senin Peygamberlerin haktır. Kitabın haktır. Nebiler haktır, Hz. Muhammed   haktır…”demiştim dedi.[219]

– Abdullah b. Mes’ud çok zaman şöyle dua ederdi:

Ey Rabbimiz! Aramızı ıslah eyle, bizi İslâm’ın yollarına hidayet eyle. Bizi zulmetten nura çıkar. Açık ve gizli bütün kötülükleri bizden uzaklaştır. Gözlerimizi, kulaklarımızı, kalplerimizi, işlerimizi ve çoluk çocuğumuzu bize mübarek kıl. Tevbemizi kabul et. Kesinlikle sen çokça tevbe kabul edensin ve rahimsin. Bizi nimetine razı olarak nimetini öğüp sana zikredenlerden eyle ve nimetini bizim üzerimize tamamlat.[220]

– Abdullah b. Mes’ud şöyle dua ediyordu:

Ey Allah’ım! Herkesi kapsayıcı ve vermiş olduğun nimetinle senden istiyorum. Beni belalandırdığın belanın hürmetiyle senden istiyorum. Bana vermiş olduğun faziletin hürmetiyle senden istiyorum. Beni cennetine koy. Ey Allah’ım! Beni cennete fazlını, minnetin ve kereminle koy.[221]

– Abdullah b. Mes’ud şöyle dua ediyordu:

Yarab! Eğer beni şekavet ehlinden yazmış isen, merhametinle benim ismimi oradan sil, beni saadet ehlinin arasına yaz.[222]

– İbn Mes’ud şöyle dua ederdi:

Yarab! İman, yakîn, fehm ve ilmimi artır.[223]

– Bir gün sabah namazını kıldıktan sonra mescidden dönerken İbn Mes’ud’a uğramak için kapısına geldik, içeri girmek için izin istedik. Bize izin verildiği halde, yataklar daha kalkmamış olabilir diye biraz bekledik. İbn Mes’ud tesbih ederek dışarı çıktı ve

“Bizim gaflet içinde olduğumuzu mu sanıyorsunuz?” dedi. İçeriye girdikten sonra
“Ey cariye, güneş doğdu mu bir bak” dedi. Cariye
“Hayır, doğmadı” dedi. İbn Mes’ud biraz sonra tekrar sordu. Cariye yine hayır dedi. Üçüncü kez sorduğunda, cariye güneşin doğduğunu söyledi. Bunun üzerine İbn Mes’ud
“Bize bugünü veren ve ondaki ayak kaymalarını bağışlayan -sanıyorum- bizi ateşle azaplandırmayan Allah’a hamd ve senalar olsun” dedi.[224]

– Abdullah b. Mes’ud çarşıya gittiğinde

“Ey Allah’ım! Bu çarşının hayrından ve ehlinin hayrından senden istiyorum. Çarşının ve ehlinin şerrinden sana sığınıyorum” derdi.[225]

– İbn Mes’ud bir köye girmek istediğinde

“Ey Allah’ım! Ey göklerin Rabbi! Göklerin gölgelendirdiği nesnelerin Rabbi! Şeytanların ve şeytanların saptırdığı kimselerin rabbi! Bu köyün hayırlısını ve oradaki nesnelerin hayırlısını senden istiyorum. O köyün şerrinden ve orada bulunanların şerrinden sana sığınıyorum” diye dua ederdi.[226]


Abdurrahman b. Avf’ın Duası

– Kabe’yi ziyaret ederken bir kişiyi gördüm. Şöyle dua ediyordu:

“Yarabbi! Beni nefsimin cimriliğinden koru! “ Bundan başka birşey de söylemiyordu. Ona
“Niçin başka birşey söylemiyorsun, sadece bunu söylüyorsun?” dediğimde
“Ben nefsimin cimriliğinden korunduğum zaman, artık hırsızlık yapmam, zina yapmam ve artık herhangi bir kötülük de işlemem” dedi. Baktım ki, o kişi Abdurrahman b. Avf’tır.[2

Muaz ve Bilâl’in Duaları

– Muaz b. Cebel geceleyin teheccüd namazına kalktığında

“Ey Rabbim! Gözler uyudu, yıldızlar battı. Sen dirisin ve bütün kainatı idare edensin. Ev Allah’ım! Cenneti arayışım ağır, ateşten kaçışım zayıftır. Ey Allah’ım! Katından bana bir vaâdda bulun ki, kıyamet günü va’dine dayanayım. Kesinlikle sen va’dine muhalefet etmezsin” diye dua ederdi.[227]

– Benim evim mescidin etrafındaki en yüksek evdi. Bundan dolayı Bilal evimin üzerinde sabah namazı için ezan okuyordu. Seher zamanı geliyor, evin üzerine oturup fecri bekliyordu. Fecri gördüğünde

“Ey Allah’ım! Sana hamdediyorum, Sen’in dinine saldıran Kureyşlilere karşı Sen’den yardım istiyorum” der ve ezanı okurdu. Allah’a yemin ederim ki, hiç bir gün bu duayı terkettiğini bilmiyorum.[228]

– Bilal yatağına girdiğinde

“Ey Allah’ım! Günahlarımdan vazgeç. Beni eksiklerimde özürlü say” derdi.[229]
Zeyd b. Sabit ve Sa’d b. Ubade’nin Duaları

– Zeyd b. Sabit yatağa girdiğinde

‘Ey Allah’ım! Senden ailem ile kölelerimi besleyebilecek kadar zenginlik istiyorum. Herhangi bir akrabamın akrabalık hakkını eda edemediğim için bana beddua etmesinden sana sığınıyorum” derdi.[230]

– Sa’d b. Ubade söyle dua ederdi:

Ey Allah’ım! Sana hamdetmeyi bana nasip et ve bana şeref ihsan et. Şeref ancak çalışmakla olur. Çalışmak da mal ile olur. Ey Allah’ım! Az mal beni islah etmez ve az mal ile gereği gibi çalışamam.[231]

Ebu Derdâ’nın Duaları

– Ebu Derdâ şöyle dua ederdi:

Ey Allah’ım! Kalbin paramparça olmasından sana sığınıyorum. Ebu Derdâ’dan “kalbin paramparça olmasından” maksadın ne olduğu soruldu. “Kişinin her vadide bir şeyinin olmasıdır” dedi.[232]

– Ebu Derdâ

“Yarab! Canımı ebrarlar arasında al. Beni şerliler arasında bırakma” diye dua ederdi.[233]

– Ebu Derdâ

“Yarab! Beni kötü bir amelle deneme ki, kötü bir kişi olarak tanınmayayım” diye dua ederdi.[234]

– Ebu Derdâ

“Alimlerin kalbinin bana lanet ermesinden sana sığınıyorum” diye dua ederdi. Ebu Derdâ’dan “Kalbler sana nasıl lanet okur” diye sorulduğunda “kalplerinden bana karşı nefret duymalarıdır” dedi.[235]

– Ebu Derdâ, bir gecenin başlangıcında mescide doğru gitti. Mescide girerken secde halinde bulunan bir kişinin yanından geçti. O kişi şöyle diyordu:

Ey Allah’ım! Ben korkuyorum, beni koru. Azabından beni muhafaza eyle. Senin fazlına muhtaç bir dilenciyim. Bana fazlından rızık ver. Ben mazur olan bir günahkar değilim ki, senden özür dileyeyim. Güçlü de değilim ki, sana karşı çıkayım. Fakat ben günahının bağışlanmasını isteyen bir günahkarım. Adamın duası Ebu Derdâ’nın çok hoşuna gitti ve arkadaşlarına da bu duayı öğretti.[236]

– Bir ihtiyarin yüksek sesle

“Ey Allah’ım İçine herhangi bir şeyin katılmadığı şerden sana sığınıyorum” diye dua ettiğini duydum. “Bu ihtiyar kimdir?” dedim. “Bu, Ebu Derdâ’dır” dediler.[237]

– Ebu Derdâ

“Ey Allah’ım! Kardeşim Abdullah b. Revaha’ya benim amelimden onu utandıracak bir şeyi arzetmemden sana sığınıyorum” diye dua ederdi.[238]

Abdullah b. Ömer’in Duaları

– İbn Ömer, Safa üzerinde şu duayı okudu:

Ey Allah’ım! Dinin ile, sana ve peygamberine itaat etmekle beni koru. Ey Allah’ım! Beni hadlerinden, cezalarından, yasakladıklarından uzaklaştır. Ey Allah’ım! Beni, seni, meleklerini, rasûllerini ve salih kullarını sevenlerden eyle. Ey Allah’ım! Beni kendine, meleklerine, rasûllerine ve salih kullarına sevdir. Ey Allah’ım! Bana cennet yolunu kolaylaştır ve beni cehennem yolundan uzaklaştır. Ahiret ve dünyada beni affet. Beni muttaki imamlardan kıl. Ey Allah’ım! Sen Kur’ân’ında “Beni çağırınız. Size icabet edeyim” (Gafir: 40/60) buyurmaktasın. Sen vaadine muhalefet etmezsin. Ey Allah’ım! Beni İslâm’a hidayet etmişken beni ondan, onu da benden ayırma, ta ki müslüman olarak öleyim. İbn Ömer bu duasını uzun dualarla beraber Safa’da, Merve’de, Arafat’ta, Müzdelife’de, Mina’da ve Tavaf’ta okuyordu.[239]

– İbn Ömer sabahladığında şu duayı okuyordu:

Ey Allah’ım! Beni, sabahlarda taksim ettiğin her hayırda nasibi en büyük olan kullarından eyle. Bana hidayet bulacağım bir nur ihsan et. Dağıttığın rahmeti bana nasib eyle. Bahşettiğin rızkı bana nasib eyle. Gidereceğin zarardan, kaldıracağın beladan ve önlediğin fitneden en fazla korunan kimselerden eyle.[240]

Abdullah b. Abbas’ın Duaları

– İbn Abbas şöyle dua ederdi:

Ey Allah’ım! Senden gökler ve yerleri aydınlatan yüzünün nuruyla, beni korumanı, himâyen ve gölgenin altında yaşatmanı istiyorum.[241]

– İbn Abbas şöyle dua ederdi:

Yarabbi! Beni kanaat sahibi eyle. Bana verdiğin rızkı bereketli kıl. Geride bıraktığını koru.[242]

– İbn Abbas’ın

“Yarab! Hz. Muhammed  ’in en büyük şefaatini kabul eyle. Onun yüce derecesini yücelt. Onu ahiret ve dünyada isteğine nail et. İbrahim’e ve Musa’ya verdiğin gibi ona da ver” dediğini duydum.[243]

Fudale b. Ubeyd’in Duası

– Fudale b. Ubeyd şöyle dua ederdi:

Ey Allah’ım! Kaza ve kaderine razı olmayı, ölümden sonraki hayatın serinliğini, senin veçhine bakmanın lezzetini, zarar vermeksizin, fitneye kapılmaksızın, sapıtmaksızın seninle konuşmanın şevkini senden istiyorum.[244]

Ebu Hureyre’nin Duası

– Ebu Hureyre’nin ölüm hastalığında Mervan kendisini ziyaret ederek

“Ey Eba Hureyre! Allah sana şifa versin” dedi. Ebu Hureyre
“Yarab! Sana kavuşmayı bana sevdir. Ben sana kavuşmak isterim” dedi. Mervan daha Ashabu’l-Katâ denilen yere varmadan Ebu Hureyre vefat etti.[245]

[194] İmam Ahmed, Zühd, (Hasan’dan).
[195] Kenz, I/303 (Said b. Mansur, Muaviye b. Kurre’den).
[196] İbn Ebî Dünya (Abdulaziz b. Selem el-Mâcişûn’dan).
[197] Kenz, I/303 (İbn Ebi Dünya, Ebu Yezid el-Medainî’den).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/130.
[198] İbn Ebi Şeybe ve Ebu Nuaym.
[199] İmam Ahmed, Zühd (Hasan’dan).
[200] İbn Sa’d ve Buhari (Amr b. Meymun’dan)
[201] Kenz, I/303 (İmam Ahmed, Zühd, Ebû Âliye’den).
[202] İbn Sa’d ve Ebu Nuaym (Hz. Hafsa’dan).
[203] İbn Ebi Hatim (Hz. Ömer’den).
[204] Kenz, I/304 (Le’lekâî, Ebu Osman en-Nehdî’den).
[205] İbn Sa’d, III/319 (Said b. Zeyd, babasından).
[206] İbn Sa’d, III/320.
[207] Müntehab, IV/413 (Buhari, İmam Mâlik, İbn Rahuye ve Ebu Nuaym, Zeyd b. Eslem’den, o da babasından).
[208] Ebu Nuaym, Hilye, I/54 (Said b. Müseyyeb’den).
[209] Ebu Nuaym, Hilye, I/53 (Esved b. Hilâl el-Muharibî’den).
[210] Ebu Yâ’lâ (Said b. Müseyyeb’den) Kenz, VIII/113.
[211] Kenz, VIII/119 (Beyhaki, Kesir b. Müdrik’den).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/130-132.
[212] Kenz, I/304 (Yusuf el-Gadi’den).
[213] Kenz, I/305 (Dineverî, Süfyan-ı Sevrî’den).
[214] Kenz, IV/326 (İbn Neccar’dan).
[215] Kenz, VIII/119 (Beyhaki, Ömer b. Said en-Neâi’den).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/132-133.
[216] Tefsir-i İbn Kesir, IV/339 (İbn Cerir, Ebu Heyyâc el-Esedî’den).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/133.
[217] Kenz, I/307 (İbn Ebi Şeybe, Abdullah b. Mes’ud’un oğlu Ebu Ubeyde’den).
[218] Ebu Nuaym, Hilye, I/127 (Ebu Ubeyde, babası İbn Mes’ud’dan).
[219] Ebu Nuaym, Hilye, I/128 (Avn b. Abdullah’dan).
[220] Buhari, Edeb, s. 93. (Şakik’den).
[221] Heysemi, X/185 (Taberani, Ebü’l-Ahvas’dan).
[222] Taberani (Ebu Kılabe’den).
[223] Heysemi, X/185 (Taberani, Abdullah b. Akim’den).
[224] Heysemi, X/118 (Taberani, Ebu Vail’den).
[225] Heysemi, X/129 (Taberani, Süleym b. Hanzale’den).
[226] Heysemi, X/135 (Taberani, Katade’den).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/133-135.
[227] Heysemi, X/185 (Ebu Nuaym, Sevr b. Yezid’den).
[228] Bidaye, III/233 (İbn İshak, Urve yoluyla).
[229] Heysemi, X/125 (Taberani, Bilâl’in eşi Hind’den).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/135.
[230] Heysemi, X/125 (Taberani’den).
[231] İbn Sa’d, III/614 (Urve’den).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/135-136.
[232] Ebu Nuaym, Hilye, I/219 (Bilâl b. Sa’d’dan).
[233] Ebu Nuaym, Hilye, I/220 (İsmail b. Ubeydullah’dan).
[234] Ebu Nuaym (Lokman b. Amir’den).
[235] Ebu Nuaym, Hilye, I/223 (Hasan b. Atiye’den).
[236] Ebu Nuaym, Hilye, I/224 (Abdullah b. Yezid b. Rabia ed-Dımışkî’den).
[237] Buhari, Edeb, 99 (Temame b. Hazen’den).
[238] Kenz, I/306 (Hakim’den).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/136-137.
[239] Ebu Nuaym, Hilye, I/308 (Nâfi’den).
[240] Ebu Nuaym, Hilye, I/304 (Abdullah b. Sebre’den).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/137.
[241] Heysemî, X/184 (Bezzar, Said b. Cübeyr’den).
[242] Buhari, Edeb, s. 100 (Said b. Cübeyr’den).
[243] Tefsir-i İbn Kesir, III/513 (Tavus’dan).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/137-138.
[244] Heysemî, X/77 (Taberani, Ümmü Derdâ’dan)
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/138.
[245] İbn Sa’d, IV/339 (Makburi’den).
Muhammed   Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 4/138.

Konu Adresi: http://www.dervisler.net/sahabeden-dualar-t1422.0.html;wap
 

mavi:

Ey Allah(cc)ım!
Dinin ile, sana ve peygamberine itaat etmekle beni koru.
Beni hadlerinden, cezalarından, yasakladıklarından uzaklaştır.
Beni, seni, meleklerini, rasûllerini ve salih kullarını sevenlerden eyle.
Beni kendine, meleklerine, rasûllerine ve salih kullarına sevdir.
Bana cennet yolunu kolaylaştır ve beni cehennem yolundan uzaklaştır.
Ahiret ve dünyada beni affet. Beni muttaki imamlardan kıl.
Sen Kurânında Beni çağırınız. Size icabet edeyim (Gafir: 40/60) buyurmaktasın.
Sen vaadine muhalefet etmezsin.Beni İslâma hidayet etmişken beni ondan,
onu da benden ayırma, ta ki müslüman olarak öleyim.

Amin…

Çokk güzel dualar.. Allah (cc) razı olsun ..  :X06

 

madca:

 X:04 :X06
 

Gavs Kölesi:

– Abdullah b. Mes’ud çok zaman şöyle dua ederdi:

Ey Rabbimiz! Aramızı ıslah eyle, bizi İslâm’ın yollarına hidayet eyle. Bizi zulmetten nura çıkar. Açık ve gizli bütün kötülükleri bizden uzaklaştır. Gözlerimizi, kulaklarımızı, kalplerimizi, işlerimizi ve çoluk çocuğumuzu bize mübarek kıl. Tevbemizi kabul et. Kesinlikle sen çokça tevbe kabul edensin ve rahimsin. Bizi nimetine razı olarak nimetini öğüp sana zikredenlerden eyle ve nimetini bizim üzerimize tamamlat.[220]


Amin..!

Resûlüllah (s)´dan Dualar

Peygamber efendimiz, biz müslümanların nasıl duâ etmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu duâlardan bazıları şunlardır:

  • Allahım, bana kendi katından hidâyet ihsân eyle, kendi fazlu kereminden bana ihsân eyle, rahmetini bana akıt ve bereketlerinden bana inzâl eyle.
  • Allahım! Ben âcizim, sen beni kuvvetlendir. Ben zelil bir kimseyim, sen beni izzetlendir. Ben fakirim, sen beni zenginleştir yâ erhamerrahimîn.
  • Allahım ben senin kulunum, kulunun ve câriyenin oğluyum. Perçemim senin elindedir. Bende hükmün geçerlidir, hakkımdaki kaza’n, adalettir. Senin olan, senin kendine isim verdiğin veya kitabında indirdiğin yahut yaratıklarından birine bildirdiğin veya katında, gayb ilminde kendine tahsis ettiğin bir isimle senden dilerim ki Kur’ân’ı kalbimin baharı, üzüntümün cilâsı, keder ve tasamın giderilmesi için vesile kılasın.
  • Allahım! Ben, senin pak, güzel, mübarek ve yüce nezdinde en sevimli olan, onunla dua edildiği taktirde hemen icabet ettiğin, onunla senden istenince hemen verdiğin, onunla rahmetin talep edilince rahmetini esirgemediğin, onunla kurtuluş talep edilince kurtuluş verdiğin isminle senden istiyorum.”
  • Allahım! Benim için takdir ettiğin herşeyin sonu hayır olmasını senden, senin merhametinden dilerim. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi
  • Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından, Mesih Deccâl’in fitnesinden, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.”
  • Allahım! Cenneti ve Cennete götürecek söz ve işleri senden ister, Cehennemden ve Cehenneme sürükleyecek söz ve hareketlerden sana sığınırım.
  • Allahım! Hâlde ve gelecekte bildiğim ve bilmediğim bütün iyilikleri senden ister, bildiğim ve bilmediğim hâlde ve gelecekte bütün kötülüklerden sana sığınırım.
  • Allahım! Kulun ve Resûlün Muhammed sallâllahü aleyhi ve sellemin senden istediği hayır ve iyilikleri senden ister ve sana sığınıp ilticâ ettiği her şeyden ben de sana sığınırım.
  • Allahım! Kur’ân-ı kerîm hürmetine bana rahmet eyle, Kur’ânı bana îmân, nûr, hidâyet ve rahmet kıl, Allahım Kur’ân-ı nasib et, Kur’ân-ı kerîmi lehimde hüccet kıl. Ey âlemlerin Rabbi.
  • Allahım! Peygamberin Muhammed aleyhisselam, dostun İbrahim aleyhisselam, sırdaşın Mûsâ aleyhisselam, Kelîme ve ruhundan olan Îsâ aleyhisselam hürmetine, Mûsâ’ya inen Tevrat, Îsâ’ya inen İncil, Dâvûd’a inen Zebûr, Muhammed aleyhisselâma inen Kur’ân hürmetine, bütün peygamberlerine yaptığın vahiy hürmetine, Mahlûkâtın üzerindeki kazâ ve takdîrin, senden isteyenlere verdiğin, fakir ettiğin zenginler, zengin ettiğin fakirler, hidâyete ulaştırdığın kimseler hürmetine; Mûsâ Aleyhisselâma bildirdiğin, kulların rızıklarını böldüğün yeryüzünün, hareketten sükûna erdirdiğin dağların, ayakta tuttuğun, arş-ı âzamı taşıttığın ism-i âzamın hürmetine; Kur’ân-ı Kerîmde nâzil olan samed, ahad ve tâhir isimlerinin hürmetine; gündüzleri aydınlatıp geceleri karartan ismin hürmetine; azamet-i Kibriyân ve nûr-i vechin hürmetine,Senin kuvvet ve kudretinle Kur’ân-ı Kerîmi okuyup anlamağı ve onu bütün vücûduma duyurmanı ve bütün hareketlerimi ona uydurmamı senden dilerim. Kuvvet ve kudret ancak sendendir. Yâ erhamerrahimîn.
  • Bildiğimiz-bilmediğimiz bütün iyilikleri ver, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün kötülüklerden muhafaza et, her işimizin sonunu güzel eyle, dünya sıkıntılarından ve ahıret azabından bizi koru!
  • Bizi dostlarına dost, düşmanlarına düşman olanlardan ve sabreden ve şükredenlerden eyle!
  • Ey hayy u kayyûm olan Allahım! Bütün işlerimi düzeltmeni, bir an bile beni kendi başıma bırakmamanı, rahmetine sığınarak senden isterim.
  • Kulağıma, gözüme sıhhat ver! Küfürden, fakirlik ve kabir azabından, zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.
  • Ya Rabbi, bize dünya ve ahırette güzellik ver ve Cehennem azabından bizi koru!
  • Ya Rabbi, faydasız ilimden, makbul olmıyan ibâdetten ve kabul edilmiyen duâdan, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan, gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan kötü arkadaştan ve kötü komşudan sana sığınırım!